Merhaba. Bir süredir inceleme yapmıyordum. Çok da okumadığım bir yazarın bir eseriyle ilgili birkaç cümle yazayım.
Spoiler bulunmaktadır.
Sanırım yazar, acaba bu kitabı nasıl kurgulasam diye çok tereddütte kalmış. Siyasi olayları mı işlesem, bir gencin başarısı, yazar olma hayallerini mi, yoksa efsanelerle mi ilişkilendirsem, hatta şuraya biraz da cinayet, çarpık ilişki vs atayım demiş, hepsinden biraz koymuş..
Önce kitabın kahramanı Cem'in babasının siyasi bağlantıları, evi ile ilgilenmemesi, işkence görmesi. Sonra evini, çocuğunu terk etmesi. Ama sonra görüyoruz ki sebep adamın çapkın olması. Eşini aldatıyor, sonra da aldattığı kadın dışında başka bir kadın için terk ediyor. Durumları iyiyken, eczaneleri olduğu halde kadın bu işi yapmak istemiyor ve fakir kalıyorlar. Türk filmi tadında bir müştemilatta enişte yanında kalıyorlar. Cem, okul parasını çıkarmak için çalışmaya başlıyor, kuyu kazıcısı çırağı oluyor. Kitabın yarısına kadar kuyu kazıyor, su bulamıyorlar. Bu arada kuyu kazıcısı Mahmut Usta'yı babası gibi düşünüyor, bazen seviyor, bazen kızıyor ona. Su bulunamayınca artık eve gitmek istiyor. Mahmut Usta kaza geçiriyor, tabi bu bir kazaysa. Tamamen bencil duygularla adamı kaderine terk ediyor. Kaza olunca telaşlanıyor, okulunu düşünüyor, kaçıyor diyelim ama çocuk değil. Hatta kitabın sonunda Cem, daha küçüktüm deyince oğlu, bir kadını gebe bırakmayı biliyorsun ama diye ayar çekiyor Cem'e. Bu da Mahmut Usta'yı bırakmasının saçmalığını gösteriyor. Bu arada gelelim Kırmızı Saçlı Kadın'a. Çadır tiyatrosunda oyuncu. Cem kadına aşık oluyor, takıntı haline getiriyor, kadını izliyor. Ama kitabın sonunda iki tane kırmızı saçlı kadından söz ediyor ama bu konuya girmeyeceğim (:
Kırmızı Saçlı Kadın, Cem'i tanıyor ve bilerek ilişkiye giriyor. Çünkü kadın Cem'in babasının