Roman boyunca beni en çok etkileyen şey, aşkın büyük sözlerle değil, küçük fark edişlerle büyümesi. Austen, romantizmi abartmadan, süsleyip parlatmadan anlatıyor. Sevgi; gururun törpülenmesiyle, önyargının kırılmasıyla ve insanın kendine dürüst olmasıyla mümkün hâle geliyor. Bu yüzden Elizabeth ve Darcy’nin hikâyesi masalsı değil ama çok sahici.
Yan karakterlerdeki mizah da kitabın ruhunu hafifletiyor. Özellikle evlilik konusundaki acelecilik, toplum baskısı ve “iyi bir eş bulma” telaşı hem gülümsetiyor hem de düşündürüyor. Austen’in eleştirisi sert değil; ince, zekice ve yerli yerinde.
Sonuçta Gurur ve Önyargı, bana şunu hissettiriyor: Aşk, doğru kişiyi bulmaktan çok, kendini doğru yerde görmeyi öğrenmekle ilgili. Belki de bu yüzden yıllar geçse de eskimiyor. Her yeniden okumada, insan bu hikâyede kendinden küçük bir parça bulabiliyor.