Depresyonda olan bir yazarın pesimist gergifte kavramları ince eleyip sık dokuduğu; düşüncelerini mistifikasyona uğratmadan yazdığı kitap : Çürümenin Kitabı.
Cioran' a annesi küçükken "keşke seni aldırsaydim" demiş. Varoluşçu felsefesinin temelinde acaba bu travmanın etkisi olabilir mi?
" Hangi günahı işledin de doğdun? Hangi suçu işledin de varsın?"
" Var oluşa nasıl bir çare bulmalı"
" Ve doğum etkisini üzerimizden nasıl atmalı?"
Entelektüel anlamda iyi beslenmiş zihninde düşüncelerinin omurgasını varoluşçuluk oluştursa da sadece Kierkegard, Sartre gibi isimlere değil; Descartes, Aristoteles, Platon, Kant, Hegel, Sokrates, Dostoyevski, Voltaire, Baudelaire, Nietzsche ve daha birçok düşünüre isnat edilmiş yazıları, felsefe temeli olmayanlar için bu kitabı okumalarını hayli güç hale getirmiştir.
Belagatte yetenekli yazar Cioran, kendisinden eksik bırakılma sebebini varoluşsal sorularla, ümitsizlikle çevrelenmiş tanimlarla irdelerken isyanıni da estetize etmiştir. Yazarın satırlarında bıraktığı melankolik izleri takip eden benliğimiz ise fikir çarpıntısına tutulacaktır adeta.
Toplumu bir kurtaricilar cehennemi olarak tanımlayan Cioran, toplumun yarattığı her kavramı reddi ile nihilizmin de kapısını aşındırmiştir. Felsefenin kendisini, intihar fikrini, yalnızlığı, çocuk yapmayı, mutluluğu, Tanrı fikrini, dinleri, evreni, insanı, ümidi, inanmayı, kısacası bütün büyük ve önemli şeyleri reddeder. Kendini taşıyan insan olmanın bilincinde Cioran, bu reddiyeler ile kendisini kendisinden afaroz eder bir nevi. İçinde, bu şeylerin infilaki ile zihinde yaratılan kavram afeti sonrasında çürüme başlar. Ya da o, sadece kavramları dünyevileştirip nesnellestirdi.
"Vaktiyle bir 'benliğim' vardı: artık bir 'nesneyim'"
Yaşamın işareti saydığı zalimlik, fanatizm ve hoşgörüsüzlük, tarihte