Yürüyorum, kalkıyorum , düşüyorum. Hatta arada sırada insan olduğumu hatırlıyorum. Neye yarıyor? Hiç. İnsan olmak, bu bedene hapsolmak bana en ufak bir şey katmadı. İnsanlar anlamıyor buranın boşluğunu, anlamsızlığını. Artık o yüzden sadece olabilir diyorum. Yaptıysa olabiliyormuş. Acıttıysa geçebiliyormuş. Düştüysen kalkmasan da sürünebiliyormuşsun. Ayıp mı? Hayır, hiçte değil. Neyi ayıp olsun yaşıyor olmanın. Ben burdaysam sürüneceğim, güleceğim, en büyük dertlere kapılıp seveceğim. Neyi ayıp olsun küçük aşklara kanıp dostukları yitirmenin? Sevmenin yeni yetmeliğine kapıldıysam ayıp mı? Sen hiç kapılmadın mı? Kapılmadıysan sevmemişsindir. Kapılmadıysan sen hiç genç olmamışsındır. Bir erkek veya kadın için tüm benliğimi soyunduysam ne olmuş? Belki de onun ruhunu gördüğümü sandım. Olamaz mı? Bu dünya da her şey sanmak. Sandığını sanarsın sonra anlarsın yanılmak en büyük gerçek. Olabildiğince gür vadiler var etrafında fakat sen varsın ya hepsi yosmalık, inançsızlık. Yaylanın ilerisindeki boş arazide bir inek yavrusu... Ne denir ona ? Hatırlayamadım bak. Öyle boş bakıyor ki inan ben sandım. Sessimizin tonu benziyor desem kendime küfür mü ederim şiir mi söylerim? İnanıyorum daha temiz o benden, daha inançlı, daha az küfürbaz hatta daha masum tüm yönüyle. Oysa tüm pisliklere bulanıp üzerinde yuvarlanan ben hangi yönden daha yakın olabilirim tanrıya, masumluğa? Hiç. En azında düşünebiliyorum. Neyime yarar bilmiyorum. Belki bir iki kitap okurum anlamadan, belki siyaset haberlerini dinlerim, varolduğumu ispat ederim, bir konu hakkında fikir beyan ederim. Olsun olmasın bunlar. Ben bir böceğin barındırdığı sevgi kadar bile sevgi büyütemedim içimde.