Kitap birikimin önemi anlatan güzel bir eser. Kitapta abartılı kısımlarda olsa sonuçta yazar aynı zamanda satış alanında uzman biri kitabı satması için ufak eklemeler yapması doğal. Demem o ki tüketimin çılgınlık seviyesine çıktığı şu zamanlar bu tarz kitaplar okunmalı ve ileriye yönelik birikim yapılmalı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, anlatılan ebeveynlik modelinin iyi niyetli ama gerçek hayattan kopuk olmasıydı. Teorik olarak kulağa hoş gelen pek çok öneri, pratikte özellikle birden fazla çocuğu olan, çalışan ve günlük hayatın yükünü taşıyan aileler için uygulanabilir değil.
Kitap, ebeveynin her durumda sakin, anlayışlı ve esnek olmasını varsayıyor. Ancak gerçek hayatta ebeveynler de insan; yoruluyor, geriliyor ve bazen net olmak zorunda kalıyor. Çocuğun her olumsuz davranışını empatiyle karşılayıp pazarlığa açmak, sınır koymayı değil sınırı belirsizleştirmeyi beraberinde getiriyor.
Özellikle “çocuğun duygusunu onaylama” kısmı kitapta fazla idealize edilmiş. Duyguyu anlamak elbette önemli; ancak bu, gerçeği çarpıtacak şekilde yapıldığında sorunlu oluyor.
“Evet haklısın, çok ödev veriyorlar” gibi cümleler, çocuğu rahatlatmaktan çok sorumluluğu dışsallaştırmasına yol açabiliyor. Ben bunu birebir deneyimledim: Empati adı altında kurulan bu cümleler, çocuğun çözüm üretmesini değil, öğretmeni ya da sistemi suçlamasını besledi.
Kitabın en zayıf noktası şu varsayım:
Çocuk anlaşıldığında otomatik olarak sorumluluk alır.
Hayat böyle işlemiyor. Özellikle ergenlik döneminde çocuklar, anlaşıldıklarında çoğu zaman sorumluluğu değil, pazarlık payını büyütüyorlar.
Benim daha sağlıklı bulduğum yaklaşım şu:
Duygu görülür ama mutlaklaştırılmaz
Gerçeklik net şekilde ortaya konur
Sorumluluk tartışmaya açılmaz
“Zorlandığını anlıyorum ama bu senin sorumluluğun ve yapılacak” cümlesi; ne serttir ne de polyanacı. Hayata daha yakındır.
Özetle, Sınır Var Sinir Yok kitabı empatiyi merkeze alırken, gerçek hayatın kaçınılmaz sınırlarını yeterince hesaba katmıyor. Fanus içinde, çatışmasız bir dünya varsayımıyla yazılmış gibi duruyor. Oysa çocuklar eninde sonunda sınırlarla
İnsanoğlunun ne kadar acımazsız bir varlık olduğunu anlatan bir kitap. Öncesinde üç cisim kitabını okuduğum da üç cisimlilerin insanlığı yok etme planlarının ne kadar doğru bir karar olduğunu bu kitabı okuduğumda daha iyi anladım.
Cinayeti kimin işlediğini tahmin etmenin imkansız göründüğü sürükleyici bir kitap.. Trende sıkışıp kalmış, intikam almak isteyen yolcular... Kitabın adı doğu ekspresi-intikam treni olmalıydı
Tek istediği sevilmekti, belki ilgi çekmek için belki fark edilmek için haylazlık yapan bir çocuk.. Sevgiyi başka bir babadan buldu ama onuda çabuk kaybetti.
Çocuklarınızı sevin,öpün bağrınıza basın ki onlarda sevgiyi etraflarına yaysın.
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,5bin okunma