Tenhalığı seviyorum, sık görüşülmeyen ama bağı da koparılmayan dostlukları. Sakin mekanları, az rastlanılmayı, kendimle kalmayı, kendimi saklamayı ve de sınırlarımı...
Mevlânâ'ya biri: "Mevlânâ, Şemseddin'i gördüm" dedi, Mevlânâ, üstünde ne varsa hepsini o adama verdi, Mevlânâ'ya: "Bu adam yalan söylüyor ve yalancıdır, bütün bunları ona neye verdin?" dediler. Mevlânâ: "Bunları ona, yalan söylediği için verdim. Eğer doğru söyleseydi ona canlar verirdim" cevabını verdi. Aşk ve saygı işte böyle olur.
Bir Arap, Tanrı'ya tevekkül ve kendi tevekkülüne de itimat edip devesini otlamak için çöle bırakmıştı. Deve kayboldu. Arap; "Tanrı'ya tevekkül ettim ve itimat gösterdim, devem kayboldu," diye bağırarak Peygamber Mustafa'nın (Tanrı'nın selâmı O'na olsun) yanına geldi. Peygamber ona şu cevabı verdi: "Evvela devenin dizini bağla ve sonra tevekkül et."
Tanrı, Musa'ya: "Ben ki Tanrı'yım hastalandım. Ey Musa sen benim hastalığımı sormağa niçin gelmedin?" dedi. Musa: "Ben bu manayı anlayamıyorum, sen nasıl hasta olursun?" dedi. Ulu Tanrı bu tekdiri tekrarladı ve Musa'nın hayreti arttı. Böylece işin sonunda Tanrı şöyle buyurdu: "Senin komşuların arasındaki kullarımdan biri hastalandı ve sen onun halini, hatırını sormağa gitmedin. Onun sıhhatinin, benim sıhhatim ve hastalığının benim hastalığım olduğunu bilmedin. Onun hatırını sormak, benimkini sormaktır. Onun gönlünü almak, benim gönlümü almaktır."