Tenhalığı seviyorum, sık görüşülmeyen ama bağı da koparılmayan dostlukları. Sakin mekanları, az rastlanılmayı, kendimle kalmayı, kendimi saklamayı ve de sınırlarımı...
Bedenlerdeki canlar, havuzlardaki sulara, dünyaya taâlluk eden meşgaleler, vesveseler ve işler de suya karışan ve saf suyu bulandıran topraklara benzerler. İnsan bu bulanıklık yüzünden, içine bakınca bir şey göremez. Derhal kendi içinden ve canından kaçar, ömrünü hoş geçirmek ve bir zaman meşgul olmak için gözünü ve aklını diğer insanlara çevirir.
Yüzlerce nakıştan, türlü türlü hünerler gösteren bir nakış gibi...Ona bir bakarsan hepsinin biri olduğunu görürsün.Deniz birdir, fakat sayı onun dalgalarındadır.Bu sayıdan geçersen dalganın da denizin de bir olduğunu görürsün.
Mesela, bir ressam, yalnız güzel olan şeylerin resimlerini yapıp çirkin olan şeylerin resmini yapamasa; başka bir ressam da her ikisini de yapabilse, bu ikinci ressamın sanatı birincisine nazaran daha çok kemale ermiş sayılır. Güzel şekillerin onun sanatının kemalini göstermiş olması gibi çirkin resimlerde sanatının kemalini bildirmek ve göstermektedir. Bu çeşitli resimlerden ressamı, onun kemalini ve cemalini görebilen kimse için güzel ve çirkin, iyi ve kötü biri olur. Çünkü bunların hepsi ressamı tarif ederler ve gösterirler. Şu halde hepsi birdir.
Bu cansız şeylerden yapılmış olan evlerde, insan vücut evinin camlarından ibaret olan duyguları hilâfına olarak her camda aynı nur görünür. Zira bir ev gibi olan insan vücudu duygu vasıtalarına gelen aynı nur, her birinde başka bir iş hâsıl eder. Başka bir sanat gösterir. Göz camına gelince görme hâsıl eder. Kulak camında işitme, burun camında koklama, ağız camında tatma, el camında dokunma meydana getirir. O nur vasıl olunca her birinden birine benzemeyen ayrı ayrı bir takım işler hâsıl eder. Meselâ bahar mevsimi ve sıcaklığı ceviz ağacına temas edince ceviz biter. Bunun gibi hurma ağacında hurma, elma ağacında da elma biter.