Tenhalığı seviyorum, sık görüşülmeyen ama bağı da koparılmayan dostlukları. Sakin mekanları, az rastlanılmayı, kendimle kalmayı, kendimi saklamayı ve de sınırlarımı...
Fakat asıl kanaatımız şudur ki, bugün artık tasavvufun da dili değişmek gerek. Sözlükten Türkçe kelimeler derlemeyi kastetmiyorum. Maksadım tasavvuf terimlerini çağdaş felsefe, psikoloji, tabâbet terimleri ile karşılaştırılmış bugünün ilim planına nakledilmiş görmektir. İşte nesiller boyunca bilginlerimizi ve filozoflarımızı uğraştıracak bir iş!
Zîra vahdet ve kesret şoklarından geçen, varlık mekanizmasına, hiçbir ustadan öğrenmeksizin sondaj yapan adamın bütün insanlarınkinden başka aksiyonları ve reaksiyonları olur. Hindistan'ın Bahgavad-Gita'sının mevzûu olan musaffâ amel (action libérée-muktasya karma)inden maksat budur. Kesret tesîriyle savrulup saçılmaksızın; Vahdet tesîriyle katılıp donmaksızın, hakîkat ilminin sâhibi, hakîkat tecrübesinin armonize olmuş âleti, kâmil insan, amelinde münferit menfaat vehmine kapılmadan sırf küllün mümessil bir cüz'ü olarak âmil olur. Ne derse umûmun ağzından der, ne işlerse umûmun hesâbına işler.
Bunun için de Urfî'nin dediği gibi: "İyi ile de, kötü ile de öyle hoş ol ki, öldüğün zaman Müslümanlar seni zemzem ile yıkamak, Hindûlar da ateşte yakmak istesin" sırrına ererek arkasından herkesi "o bizdendi" diye feryâda salmıştır.
İnsanı ferdî ve fânî varlığından kurtararak, beşeriyete ve kemâle doğru yükselten aşk onca "akıl gözünün dürbünüdür, ileriyi gören bir adesedir, aşkla kuvvetlenmiş bir göz için varılamayan hiçbir güzellik yoktur."