Pagos

Pagos
@Pagos35
Tenhalığı seviyorum, sık görüşülmeyen ama bağı da koparılmayan dostlukları. Sakin mekanları, az rastlanılmayı, kendimle kalmayı, kendimi saklamayı ve de sınırlarımı...
"Hakîkî hürriyet, nefsin elinden âzat olmaktır" diyor. "Yoksa ben hürüm, hürriyet var demekle bir kimse hür olamaz, insan nefsinin zebûnu iken, hiçbir veçh ile hür sayılamaz. Mesela bir sigara dumanına bile hüküm geçiremeyip terk etmek istediği halde ona esir olmaktan kurtulamayan İnsan nasıl olur da hürlük iddiasında bulunabilir?" diye soruyor. Ve ilâve ediyor: "Ancak iştihâlarının, insiyaklarının, arzularının esîri değil, emîri olan insan Koca İskender'e, "Sen benim bendemin bendesisin" diyen Diyojen gibi, bihakkın hür olabilir."
Sayfa 226 - Kubbealtı Neşriyatı·Kitabı okudu
Reklam
Niyâzî'nin "Kâbe'de, puthânede, hânede, vîrânede, çağırırım dost, dost..." dediği bu mânâyı işârettir. İnsan kâfirde, müminde, ganîde, fakirde, nar ve nurda aynı tecellîyi gördüğü vakit ancak o zaman, hâkîkaten lâ ilâhe illâllah demiş olur.
Sayfa 225 - Kubbealtı Neşriyatı·Kitabı okudu
"Dînin istediği sadece namaz kılmak, oruç tutmak bir gün sabahlara kadar oturup ibâdet etmek, hayrat ve hasenatta bulunmak değildir. Şunu bilmek lâzımdır ki Allah fiili ile, kavli ile, sıfatı ve zâtı ile zâhir ve bâtın bütün tasarrufâtı ile insandan zuhur etmiştir. Binâenaleyh Allah'ın lutfu, keremi, kahrı, gazabı insanlara, yine insanlardan zuhur eder. O halde her muamelenin Hak'la olduğunu bilirsen kimden incinecek ve kimi inciteceksin? Bizim vücûdumuz Allâh'ın kavline, fiiline, tasarruf-ı zâhiriyyr ve bâtıniyyesine bir âlettir, çoğu zaman insan, Hakk'ın bu tasarrufunu kendinden zanneder. Halbuki bu tasarruf âriyet ve emanettir. İşte Resulullâh'ın, "Nefsini bilen Rabbini bilir," diye ifâde ettiği düstûrun mânâsı budur."
Sayfa 223 - Kubbealtı Neşriyatı·Kitabı okudu
Bir defa kendisine, "Tasavvuf nedir?" diye sorulan bir suâli, "Gönül bilgisidir" diye cevaplandırıyor. Sonra fikrini şöyle izâh ediyor: "En büyüğünden en küçüğüne kadar hiçbir şey yoktur ki Allah'ın irâdesi ile olmasın. Seni tedvir eden rûhun ve aklındır. Rûhun rûhu da Allah'tır. Her şeti hareket ve sükûna getiren kendi mânâsıdır. Mânânın mânâsı da yine Allah'tır. Şu halde rûhu rûha terketmek ve kendi gözü ile kendini görmesini temin etmek îcap eder. Her madde bir mânâyı işâret için vücut bulmuştur. İnsan ise kâinatın mânâsıdır. Onun için koca Mevlânâ "Beytullah Beytullah olalı Allah gidip orada oturmadı, benim gönlüm hânesinde ise ondan gayrı bir şey yok" diyor ki işte tasavvuf bu bilgiyi edinebilmektir. Fakat Eflatun'un da söylediği gibi, bu bilgi kitaplardan öğrenilmiyor. İnsan onu kendi kalbi hazînesinden pek ince bir teemmülle çıkarabilir ve mukaddes ateşi kendi zâtî menbaından uyandırabilir."
Sayfa 222 - Kubbealtı Neşriyatı·Kitabı okudu
Ona göre tasavvuf herhangi bir din kaydından müstakil olarak mevcut olup insanla berâber başlayan ve insanla berâber tekâmül eden bir tefekkür silsilesi, bir hayat tecrübesidir. Dâima dinle yan yana görülmesi, dînin onun yardımına, şerh ve tefsîrine muhtaç olmasından dolayıdır.
Sayfa 221 - Kubbealtı Neşriyatı·Kitabı okudu
Reklam