Pagos

Pagos
@Pagos35
Tenhalığı seviyorum, sık görüşülmeyen ama bağı da koparılmayan dostlukları. Sakin mekanları, az rastlanılmayı, kendimle kalmayı, kendimi saklamayı ve de sınırlarımı...
İhtirasa olan adanmışlık, insanların birbirlerine adanmışlıklarının yerini tutamaz. Batılı kültürümüzde biz, bu iki hissi birbirine karıştırıyoruz. Hepimiz, ihtiraslarımızın peşinde koşmaya sonsuza kadar "aşka düşmüş" durumda yaşamaya koşullanmışızdır. Üstelik bunun, bir insana adanmışlıktan farklı olmadığını sanırız. Oysa birine karşı duyduğumuz ihtiras, yani cinsel istek eninde sonunda eriyip biter. Bu kez başka birine karşı ihtiras duyarız. Eğer kendimizi ihtirasımızın bizi götüreceği yönde gitmeye adarsak, tek bir bireye gerçek anlamda bağlanmamız, adanmamız söz konusu olamaz.
Sayfa 192 - Gül Yayınları·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Oysa her ahlâk idealinin gerisinde, incelemeye değer bir şeyler vardır. Bütün idealler, insan değerlerinden oluşmuş dizilerdir, havadan sudan, rastgele uydurulmuş şeyler değillerdir. Her biri insan ruhunun derinliklerinden yükselmişlerdir ve gerçek insan ihtiyaçlarına cevap verirler. Ama bazı ahlak değerleri zamanından önce gözden düşer, yapay sosyal sistemlere veya insan ihtiyaçlarıyla ilgili kalkerleşmiş fosiller derecesine indirgenirler; toplumlar onların yerine çağa uygun olduğunu saydıkları keyfi kuralları kabullenirler. "Yapay toplumsal sistemler" zannedilen o ahlâk yasalarının hangi amaçlara hizmet ettiklerini görmek için onları dikkatle incelememiz gerekir.
Sayfa 191 - Gül Yayınları·Kitabı okudu
Çağdaş erkek tipik olarak, evlenme hazırlığına, kendi ruhsal imajını evleneceği kadının üzerine yansıtarak başlar. Karısını ancak, o yansıma kalktıktan sonra etli-canlı bir kadın olarak görebilir. Ancak o zaman onu bir kadın olarak sevdiğini keşfedebilir, ona bir kadın olarak saygı duyabilir ve ancak o zaman karısıyla etli-canlı bir olarak ilişki kurmanın güzelliğini hissedebilir.. Ne var ki, günün birinde animasının hayal yansımasını yakalayıp tutabilen başka bir kadınla karşılaşır. Ne animayı ne de anima hayalinin yansımasını tanıdığı için, hazırlıksız durumdadır. Bu yüzden o "başka kadınkusursuzluğun simgesi gibi görür. O "başka kadın", sanki altın bir ışık halesiyle kuşatılmıştır. Onunla birlikte olduğu zamanlar yaşamının anlam ve coşku kazandığına inanır.
Sayfa 189 - Gül Yayınları·Kitabı okudu
Eğer bizler, aşk şarabını bilinç düzeyine yükseltemez, bulunması gereken yere oturtamazsak; aşk şarabı bize hükmeder; insanca yaşamımızı, insanca ilişkilerimizi ve bağlılıklarımızı yok eder, hepsinin yerlerini boş bırakır. Aşk şarabının önüne serdiği dünya, eşine rastlanmayacak harikalarla doludur. Aslında o dünya uzun zamandır yeniden keşfetmek ve dokunmak istediğimiz, kendi öz parçalarımızdan biridir. Fakat bilinçaltımızdan fışkıran her yeni ve güçlü gerçek gibi, aşk şarabı da, ait olmadığı yerlerimize kadar sızar, korunması gereken değerlerimizi tahrip eder ve daima hak ettiğinden daha fazlasını talep eder.
Sayfa 187 - Gül Yayınları·Kitabı okudu
Öyküdeki Tristan'ın "Kraliçe"ye tek başına sahip olmak istemesi; psikolojik anlamda onun, animasını fiziksel, etli-canlı bir varlık haline döndürmeye çalışması demektir. Tristan, ruhunun iç dünyasında yaşaması gereken animasının psikolojik bir varlık olduğunu kabul etmemiş, onu maddeleştirme isteğinde direnmiştir. Bizler de bugün aynı hataya düşmekteyiz. Kadının hayalini animamızın simgesi gibi almakla yetinmez, üstelik onu simgeleştirdiğimizi bile unuturuz. Animanın bir kadın olduğuna inanırız, etli-canlı kadının da anima olduğuna! Bu yüzden, yaşamımızdaki etli-canlı kadından insanca özelliklere sahip bulunmasını değil de, iç dünyamızdaki hayali tanrıçanın özelliklerine sahip olmasını bekleriz. Animamızı insanlaştırarak kendi ruhumuzun derinliklerini görme yeteneğimizi yitirir: etli-canlı kadını tanrısallaştırarak da, onu kadınlığından yoksun bırakırız.
Sayfa 181 - Gül Yayınları·Kitabı okudu