Gül

Kitap ne anlatıyor alegorisi
Puan vermedi·136 syf.··
2025 16. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 24 Eylül 2025 21:35
İnceleme alıntıdır.. İsmail Yiğit'in incelemesi. Kitabı tamamlayan bir inceleme dönüp bakabilmek için buraya alıntıladım. bilimkurgukulubu sitesinde tamamına bakmanızı öneririm. Rus edebiyatının izleri Gogol’a dek sürülebilen hicivsel anlatı geleneğinin 20. yüzyılda bilimkurgu alanındaki en önemli temsilcilerinden Mihail Bulgakov’un “Ölümcül Yumurtalar” adlı novellası, ilk kez 1925 yılında yayımlandı. Dolaşıma girdiği andan itibaren lehinde ve aleyhinde politik tartışmaların nesnesi haline gelen eser, Rus tarihinde büyük bir kırılmaya karşılık gelen 1917 Bolşevik devrimi sonrasında kurulan Sovyetler Birliği’nin 20’li yıllardaki toplumsal ve siyasi dokusuna dair çeşitli yansımaları barındırıyor. Bu yansımalar elbette ki gerçek hayatın birebir analojik karşılığı değil, bilimkurgu türünün kullandığı yadırgatma ve abartma edebi enstrümanları ile simgeler eşliğinde harmanlanmış bir izdüşüm. Bulgakov da mesajını okura metindeki bu izdüşüm üzerinden aktarıyor. “Ölümcül Yumurtalar”ın barındırdığı mesaja değinmeden önce, içeriğine değinmek gerekiyor. Yakın bir gelecekte, 1928 yılındaki Moskova’da geçen novella, amfibiyan canlılar üzerinde uzman bir yaşlı zoolog olan Vladimir Ipatyevich Persikov’un laboratuvarında keşfettiği “kızıl ışın”ın yol açtığı hadiseler dizisine dayanıyor. Persikov’un keşfettiği ışın, embriyon halindeki canlıların büyüme hızını muazzam ölçekte artırmakta, yumurtalardan çıkan hayvanlar orijinal hallerinden çok daha güçlü ve iri cüsseli olmaktadır. O sıralarda, Rusya genelinde patlak veren tavuk vebası yüzünden ülkedeki bu kanatlı hayvanlar telef olmuş, yumurta kıtlığı baş göstermiştir. Persikov’un keşfinin devlet yöneticilerinin dikkat radarına girmesi de bu şekilde olmuştur. Soyları tükenme noktasına gelen tavuklar, yurtdışından ithal edilecek tavuk
Ölümcül YumurtalarMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,844 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Zorla güzellik
Puan vermedi·144 syf.··
2025 15. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 24 Eylül 2025 00:25
"Yanındayken değerimi bilmezsen değerimi bildiğin gün yanında olmayabilirim." dedirten bir kitaptı. Ya da ben bu çıkarımı yaptım. Biraz çocukça ama oldukça akıcı, okuma alışkanlığını tekrar kazandıracak bir kitaptı. Karakterlerin tarihi kişilikleri yansıtması güzel bir hava katmıştı. Ve içlerindeki bu tarihi kişiliklerin karakteristik özelliklerini ortaya çıkaran da Alan oldu. Bazen içimizdeki cevheri çıkarmak için bir dokunuş gerekir o dokunuşun temsiliydi Alan. Dokunduğunun potansiyelini ortaya çıkardı, son sahnede Marilynin meşur Monroe pozunu vermesiylede zirveye ulaşıldı ve Alan görevini tamamladı. Herkes olması gerektiği hâle kavuşmuştu. Alan kimisine göre içten içe beklediğimiz o ilahi gücün bir tasviri olabilir. Her şey 11 yaşındaki erkek çocuğunun zihninin bir yansıması gibi geldi bana. Kitabın diliyle ve anlatış biçimiyle bana böyle yansıdı. En karanlık zamanda parlayan ışık, "umut" duygusuydu belkide Alan. Sonuysa tam anlamıyla damdan düşer gibiydi. Trak getirecek cinsten.
İntihar DükkânıJean Teule · Sel Yayıncılık · 202417,7bin okunma
İçimde bir huzursuzluk
10/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2024 4. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 04 Ekim 2024 20:09
Gösteri peygamberi için ne yazsam eksik kalacak ama yazmasamda içim içimi yiyecek belli ki. Beni tatmin edecek bir inceleme bulamadığım için rahata kavuşamadım.(ekşiyi talan ettim.) Aklımdaki soruların yanıtlarını da bulamadım. Yazarı dövüş klübü kitabıyla tanıdım, tabi ki filminden çok daha derin ve güzeldi. Yeraltı edebiyatının kapıları benim için böyle aralanmış oldu. Yıllar sonra(şimdi) gösteri peygamberini okudum ve kesinlikle okuduğum tüm kitapların üzerindeydi. Adeta bir din, bir insanlık tarihi bir siyaset bir insanın anatomi kitabıydı. Bir diğer yandanda kısır bir kitaptı. Kısırlığı esir bir toplumun özgür bir toplum oluşturamamasından ileri geliyordu. Bir çerçeve içinde her şey olup bitti. Başı sonu belliydi sadece içi dolduruldu. Ama her satırı bambaşka bir içerikti benim için. Dövüş kulübünde olduğu gibi materyalist dünyanın esir ettiği insanlık, işleyiş düzeni, yıkılışı ve tekrar kuruluşu anafikir içindeydi ama bu kitap tüm bunların ötesindeydi. Kitap sondan başa gidiyor. Sona varıldığında yani kitap bittiğinde hayal kırıklığına uğradım çünkü her şeye rağmen yaşasın istemiştim. Çünkü o hiç ölmek istemedi. Ölüm fikri onun mecburiyetiydi. Öyle yetişmişti. Yalnızdı, yolu amacı yoktu ama yine de hayatın içindeydi. Şimdi düşünüyorum da ölünce çok üzüldüğü balığı gibiydi bir nevi, bir fanusta yaşadı ve öylece öldü, halbuki yemi verilmişti açta değildi. Her şeyi bilen kız tüm her şeyi bilmekten sıkılmış bir "Tanrı" sembolü, Adam onun emirlerini yerine getiren "peygamberi" ana karakterimizde kendini peygamber sanan "sahte mesihti" adeta ya da ben biraz fazla anlam yükledim bilemiyorum. Adam aydınlandı ve 200 yıldır kimsenin yapmadığını yaptı ve hiç kimsenin onu izlemediği bir yerde öldü(İsa'nın aksine) . Ana karakterimiz ise tanrıcılık oynadı, yetmedi ölmeyi
Gösteri PeygamberiChuck Palahniuk · Ayrıntı Yayınları · 20206,8bin okunma
İradenin Mecburiyet Bağı
Puan vermedi·50 syf.··
2023 14. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ekim 2023 19:31
Kitapta savaşa vurgu yapıyor ama savaş yerine herhangi bir mecburiyeti koyabiliriz. Elinize bir mektup geçiyor ve o kağıt parçası tüm bedeninizi istila edip sizi etkisiz hâle getiriyor. Onun içinde yazanın savaşa katılmanızı isteyen bir celp değilde çok korktuğunuz babanızın ölüm haberi olduğunu ve onu ziyaret etmek mecburiyetinde olmanız gerektiğini düşünün. Aynı ürperti aynı ikilemi yaşarsınız, ya da size hükmedecek başka bir haber. Son ana kadar mektubu ne zaman eline alsa etkisi altına girdi, tâ ki sonuçlarını gözleriyle görene kadar. Savaşta ölmekten değilde öldürmekten korkması, insani değerleri ne kadar yüksek olsa da bunca yıldır süre gelen normlara karşı çıkamaması ama karısının bir kadın olarak hiç bir şeye boyun eğmeden özgürlüğü, eşinin ve kendinin inançlarını savunması kadın erkek durumunu da gözler önüne seriyordu. Erkek normlara bağlı. Çünkü yüzyıllardır bir emirle silah altına girmiş, buna 'mecburlar', sesini çıkarıp hayır öldürmeyelim diyememişler. Bu belki bir utanç belki ihanet gibi geldiğinden, belki de karşıt seslerin altında ezileceklerini düşündüklerinden. Kadınsa hep özgürlük mücadelesi vermek zorunda kalmış çünkü yaşamak, hak elde etmek için savaşmaya mecbur, kimse ona 'alınıp satılmalacaksın, bir eş olmak dışında vasıflarında olacak, sen özgürsün dememiş, kadın bunları talep etmiş. Şimdi bile bu düzen böyleyken o devirde bu ayrımın daha fazla olduğunu düşünüyorum. Ve belki de en çok dikkatimi çeken şey Stefan Zweig kitaplarında okuduğum tek ölümle, trajediyle bitmeyen kitabı olması oldu. Belki de bu yazarın kendisi içinde bir ideal sondu, intiharın opsiyoneli 'mecburiyet hissini' sevgiyle yamalamayı başarmaktı. Ne yazık ki Ferdinand'ın mecburiyet hissinin tekrar nüksedip nüksetmediğini bilemediğimiz gibi bunu da bilemeyeceğiz. Keyifli,
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175bin okunma
İnsanı kötü yapan görmesi değil düşüncesidir
7/10
·96 syf.··
2023 2. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2023 17:32
Tam bir orta yaş bunalımındaki erkek figuru çizilmiş. Konusunu okumduğumda içime taş oturmuştu neyseki kitapta derince işlenmemiş konu.  Adam öylesine kafasını kapatmışki kör kızla evlenmek isteyen oğlunu hiddetle geri püskürtüyor, kızın gözleri acılacak diye buhrana sürükleniyor asla hata ya da günah olduğunu kabul etmeyip kendini melek, ailesini baş ağrısı olarak tasvir ediyor. Halbuki konuşacak bir şeyleri bile olmayan çocuklarına o kıza gösterdiği ihtimamı göstererek yetiştirseydi çocuklarıda kör kızın olduğu gibi çiçek gibi açacaktı. Bu işi anneye atfediyor ve çoçukları anneye benzeyince keşke çocuğu yatılı okula verebilsek diye düşünüyor. Elini bile sürmediği tarlada kendiliğinden çiçeklerin açmasını bekliyor halbuki kör kızı ilgisiyle çiçek gibi açtırıyor. Sanki karısını bir zamanlar sevdiği halinden kendisi bu hâle evirmemiş gibi tüm yükü ona bırakmamış gibi karısını yargılaması ve kendini aklaması o kadar gerçek ki. Şöyle bir baktığımızda kac yıl geçerse geçsin insanların düşünce yapısının hep aynı olduğunu görüyoruz. Genç kız aslında onu değilde oğlunu sevdiğini anladığını söylediğinde keşke onunla evlenmeme izin vermiş olsaydın dediğinde,  öpüştüğü kıza hâla oğlumla evlenebilirsin diyebilecek kadarda şuuru yerinde olmayan bir adam. Genç oğluyla kendini yarıştıran bir baba, evliliğine engel olup kör kızın büyük bir acıyla göçmesine sebep oluyor. Ve neticede yine o çok eleştirdiği karısının dizinin dibine yatıyor. Yalın sade bir anlatımla orta yaş bunalımındaki bir adam tasviri yapılmış. Tabi bunun dışında görme yetersizliği olan kişilere nasıl eğitim verileceğine değinilmesini sevdim. Kutsal kitaplarından yapılan alıntıların nokta atışı oluşu ve hikayenin yazarın yaşadığı çatışmalardan , hayatından izler taşımasıda bir diğer güzel ayrıntıydı. Akıcı
Pastoral SenfoniAndré Gide · Timaş Yayınları · 20216,7bin okunma