"Biz görünüşte iki ayrı insan olduğumuzdan, görüşlerimizde bir çok yönden ayrılıklar bulunacağı düşünülebilir. Ama ben bunun doğruluğuna pek inanmıyorum. Çünkü çoğu zaman, görünüşte ortak yanları bulunmayan kimselerin aynı görüşe sahip olabilecekleri görülmüştür. Ama insanlar tembelliklerinden böyle kabataslak sınıflandırmalar yaparlar ve kuşkusuz doğru bir sonuca varamazlar."
İhsan Oktay Anar'ın puslu kıtalar atlasından sonra okuduğum 2. Kitabı oldu. 8 hikaye 4 konu ve hepsini ortak noktada buluşturan yegane şey olan ölümden oluşuyor.
Ölüm Cezzar dedenin canını almaya gidiyor ve anlatacağı her hikaye için ona 1 saat vereceğini söylüyor.
Kitabı okurken, acaba ölümün yani azrailin kendi iradesi olsaydı nasıl olurdu diye düşünmekten alıkoyamadım kendimi . Hatta daha da ileriye giderek tüm melekler irade sahibi olsaydı dünya daha yaşanabilir olurdu herhalde diye de aklımdan geçmedi değil. Hepsi şeytan yolundan gidecek değil ya.
Hikayelere değinecek olursam her birinden çıkarılacak kıssadan hisseler olduğu gibi hiçbir yere bağlayamadığım sonuçlarda oldu ya ben çıkaramadım ya da ufkum yetmedi. Kendini arayan adamın(dünya tarihi) gerçekten insanlığın esas arayışı olan "insanın kendisini bulup gerçekleştirme" arzusunu fantastik bir şekilde ele almış ki aynı hikaye de kardeşler arasındaki çatışma ve farklılıklarını ele almasından bile başlı başına ayrı bir sonuç çıkartılıyor. Ben bu hikayede kendimi "İnception" da hissettim. Hikaye içinde hikaye içinde hikayeydi herhalde hikayelerin inception'ı olsa gerek.
Ama her nedense aklımda en çok alyanaklı çocuk yer etti. Hep gülmesi ve hiç konuşmaması sanırım kanı çekilse bile her daim cenneti görmesinden kaynaklanıyor .
Belki de Cezzar dedenin dediği gibi güldüğümüz sürece cenneti görüyoruzdur.