Zühre

Zühre
@Passenger__
"En asil haz, anlamanın verdiği sevinçtir."
Özünü kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredebilirsin?
181 okur puanı
Temmuz 2025 tarihinde katıldı
Aşkın amacı aşktan başka birşey olamaz...
Bu yüzden aşk, normal duygusal etkinliklerimizin tersine kendi mantığına, kendi etiğine, kendi devinimine sahiptir. O kendi evrenini yaratır. Bunu gerçekleştirirken en jakoben devrimciden daha jakoben davranır. Gündelik yaşamın bütün gerekliliklerini torpillemekten, yıkmaktan, parçalamaktan çekinmez. Çevrede gözü yaşlı eşlerin, sevgililerin, çocukların artmasına aldırmadan kendi yolunda kararlılıkla yürür. Yunus Emre'nin "Aşkı olan an, namusu neyler?" dizesinde dile getirdiği gibi, kendisinden başkasına gereksinimi yoktur O ne ise odur.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Aşk, insan benliğini temelinden sarsabilecek ölçüde güçlü bir ilişkidir. Güçlü olduğu kadar da başka hiçbir ilişkiye yaşam hakkı tanımayacak kadar kıskanç ve benmerkezlidir. İşinizi, aile ilişkilerinizi, arkadaşlıklarınızı, politik bağlantılarınızı, eğlencelerinizi, hobilerinizi, sıkıntılarınızı yani günlük yaşamınızı belirleyen bütün ilişkileri baltalamaktan, sizi kendinize döndürmekten hoşlanır. Aşk bizi bencilliğimizin farkına vardırır. Yalnızca bedenimizin cinsel bölgelerini değil, bütün sinir sistemimizi harekete geçirir. Asıl hedefi ise ruhumuzu ele geçirmek, zekâmızı, yeteneklerimizi, çabamızı kendi hizmetine sokmaktır. İnsan ruhunu satm almaya çalışan Mefıstofaîes'le akrabalığı da bu yüzdendir.
Tekinsiz yaşamın içinde Suçun belirsizliği...
Belki paradoks gibi gelecek ama suç ile edebiyat arasında tuhaf bir benzerlik var. Özellikle de, suç ile roman arasında. Birbirinden çok farklıymış gibi duran bu iki olguyu birleştiren düzlemin adı, belirsizlik. Evet, suç da, roman da belirsizliğin üzerinde yükselir. Her ne kadar yasalar suçu ayrıntılarına varıncaya dek tanımlamış olsa da, bu tanımlamalar zaman karşısında sık sık hükmünü yitirir, hukuki saptamalar geçersizlesir. Elli yıl önce suç sayılan bir fiil artık suç olmaktan çıkar. Ya da komşu ülkede suç sayılan eylem, ülkenizde suç sayılmayabilir.. Dolayısıyla, suç bir yanıyla göreceli, bir yanıyla da belirsiz bir olgudur. Kesin olarak suç sayacağımız eylemler yok mu diye sorulabilir. Öldürmek fiilini hemen her yerde, her zaman suç sayabiliriz. İnsan öldürmek, gerekçesi, nedeni ne olursa olsun suçtur. Önerme doğrudur. Ancak yeryüzünde öldürülmeyi hak eden binlerce kişi olduğu da doğrudur. Agatha Christie'nin Doğu Ekspre-si'nde Cinayet romanında öldürülen Samuel Ratchett adındaki karakter gibi. Christie, romanda öyle bir kurban tipi yaratmıştır ki, öldürülen adam gerçekte o trendeki en kötü, en iğrenç, en zararlı insandır. Öyle ki, okur, katilleri sevmeye bile başlar. Yani belirgin olarak suç sayılabilecek fiiller bile aslında tartışmalı bir yan taşımaktadır.
Aynı izleğin peşinde..
Sümer efsaneleri, Hitit şarkıları, Yunan destanları, Mısır şiirleri... Kadim olan ne kadar metin varsa beni aldı, insanlığın çocukluk evresine götürdü; aynı zamanda hâlâ çok da büyümediğimiz gerçeğine. Evet, ilk yazılı metin Gılgamış Destanı'ndaki izlek insanoğlu için hâlâ değişmemişti. Hâlâ ölümsüzlüğü arıyorduk. Gılgamış yaşadığı dönem için gerçekleştirilmesi imkânsızmış gibi görünen bir deniz yolculuğuna çıkıyordu, başka dünyaları keşfetmek için. Aynı keşif duygusu bugün de sürüyor, belki Gılgamış gibi sedir ağacından yapılan bir salla değil ama gelişmiş mekiklerle uzaya açılıyoruz. Yeni dünyalar keşfetmek, sınırlarımızı aşmak, yetersizliklerimizden kurtulmak için. Hâlâ aynı içgüdüler, hâlâ aynı toplumsal kurallar belirliyor yaşamımızı; var olma sevinci, yok olma kaygısı, yalnız kalma endişesi, kendimizi gösterme hevesi, öfkenin lezzeti, bilmenin onuru, öldürmenin yıkıcılığı, fedakârlığın kıvancı.. Hep aynı konu, hep aynı izlek, hep aynı hikâye.
Her kültür bir önceki kültürün bağrında doğuyor, onu reddederken aynı zamanda içselleştiriyor. Yani kadim metinler, daha önce söylenmiş, kil tabletlere, papirüslere yazılmış, kayalara kazılmış bütün o sözcüklerin arıtılmasıyla, damıtılması, elenmesiyle oluşmuş metinlerden başka bir şey değildi.