Belki bu gerçeğin farkına varırsak içimizdeki çılgın âşığı, acımasız katili daha iyi anlar, kendimizi daha iyi tanırız. Tanırız diyorum çünkü, insanoğlunun aşktan da, öldürmekten de kolay kolay vazgeçebileceğini sanmıyorum.
Öte yandan içindeki bu yıkıcı duygulardan tümüyle arınırsa insanlığın ona gerçek hazzı ve zevki veren doğal yapısından vazgeçebileceği, bunun da kesin bir mutsuzluk getireceği kaygısını taşıyorum. Çünkü aşkın ve cinayetin itici gücü olan şiddet aynı zamanda yaşama sevincimizin temelinde yatan güdülerden biridir. Belki hep birlikte cinayet yerine aşkı tercih etmeliyiz, diyeceğim ama genelde dünyada, özelde bizim ülkemizde aşk için cinayet işleyen insanlann sayısı o kadar fazla ki, yine duraksıyorum. Tutkulu sevgililer, aldatılmayı kendine yediremeyen eşler, aşklarının yüceliği yanmda bu dünyayı yaşanır bulmayan çiftler acımasızca birbirlerini ya da kendilerini öldürmeyi sürdürüyorlar. îşin kötüsü bu durumun düzeleceğine dair en ufak bir belirti de yok.
Umarım siz cinayete bulaşmadan, coşkusu yüksek, şiddeti yerinde, yıkıcılığı yaratıcılığa yol açan bir aşkla bu işin üstesinden gelirsiniz.
Cinayet de eğer katil bu işi zevk haline getirmiş bir psikopat değilse -başka bir deyişle aşkı her gece yaşamaya çalışarak aslında onu değersiz kılan bir bar çapkını gibi olağanüstü olanı sıradan olana dönüştürmeye çalışan biri değilse- aşk gibi son derece nadir yaşanan olaylardan biridir.
Hiç yaşanması da gerekmeyebilir, tıpkı platonik aşklar gibi platonik cinayetler de insanın benliğini derinden etkiler.
Çünkü o da aşk gibi yaşamımızı kesintiye uğratır. Kimsenin başına gelsin istemeyiz ama cinayet işleyen kişi bir âşık gibi bütün sinir sistemini bu iş için seferber etmek durumundadır Yapılan iş, katilimizin bütün yaşamını kökten değiştirecektir.
Öğrendiği bütün öğretiler, benimsediği bütün değerler, varsa dini inançları cinayet, anına yaklaşırken ya da öldürme eyleminden sonra teker teker gözden geçirilecek, büyük bir hesaplaşma yaşanacaktır. Ruhsal duyarlığı, bilgisel derinlikle keskinleştirilmiş, sinir sistemi zayıf entelektüellerde bu hesaplaşmanın sonuçlan, tıpkı aşkta olduğu gibi çok daha yıkıcı olacaktır. Bu işin tek yararı, birkaç yüzyılda bir Sade, Baudelarie, Dostoyevski, Kafka gibi büyük yaratıcılann ortaya çıkmasına olanak vermesidir.
Bu yüzden aşk, normal duygusal etkinliklerimizin tersine kendi mantığına, kendi etiğine, kendi devinimine sahiptir. O kendi evrenini yaratır. Bunu gerçekleştirirken en jakoben devrimciden daha jakoben davranır. Gündelik yaşamın bütün gerekliliklerini torpillemekten, yıkmaktan, parçalamaktan çekinmez. Çevrede gözü yaşlı eşlerin, sevgililerin, çocukların artmasına aldırmadan kendi yolunda kararlılıkla yürür.
Yunus Emre'nin "Aşkı olan an, namusu neyler?" dizesinde dile getirdiği gibi, kendisinden başkasına gereksinimi yoktur O ne ise odur.