Rüyalarım zihnimi meşgul ediyor. Aynı şeyleri görüp duruyorum epeyce zamandır. Ulaşmak, yakalamak istediğim birileri, bir şeyler var ama hep geç kalıyorum. Tam varmışken gidiveriyor o şey.
Hikayesiyle, anlatımıyla, diliyle buram buram Anadolu kokan bir kitap. Toplumsal gerçekliğin tokat gibi çarptığı, geçmişte de günümüzde de değişmeyen tabuları içeren bu eseri okurken ne sinirlerime hakim olabildim ne de üzüntüme engel. Sinirleniyorum çünkü KADIN’ın değerleri bir varlık olması gerekirken toplum tarafından el birliğiyle kendi oğlunun kurbanı edilmesini, köyün ağız birliği yapıp namus kavramını sadece kadına aitmiş gibi gösterip bir kadının hayatının elinden alınmasına neden olmasını bir türlü kabullenmiyorum. Üzülüyorum çünkü suçsuz bir kadın, bir anne, o iğrenç toplumun zihnini yıkamasıyla öz öğlunun kurbanı oluyor.
Hikayemizde 9 yaşındaki Hasan’ın babası Esme’yi zorla kaçırıp evleniyor ama Esme Aslında Abbas’ı seviyor. Ama Esme evine, ocağına, ailesine, çocuğuna sahip çıkıp yaşamına devam ediyor. Ama bir gün Abbas çıkıp geliyor ve Halil’i öldürüyor. Kayınvalidesi (oysa esme için onun bir ana olması gerekirdi) esmeyi kanlısı olarak gösteriyor. Hakkında yalanlar uydurup Hasan’ın annesini öldürmesini böylece de oğlunun kanının yerde kalmamasını ince ince işliyor. Yazık çok yazık…
İçime bir ağırlık çöktü okurken. 100 sayfada tek bir olayla binbir hali barındıran yoğun bir eser olmuş.
Gelelim incelemeyeee.
Öncelikle kitaba adapte olmakta zorlandım sanırım yanlış zamanda okumayı tercih ettim bu kitabı ama biraz okuduktan sonra rayına oturuyor. Hacmi küçük duygusu büyük bir kitap. Aynı tarihlerde günlük tutmaya başlayan Derya ile Ekmel’in günlükleri. Aynı olaylar farklı gözlem ve anlatımlar. Hayatın içinde varoluş çabası göstermeye çalışan iki kişi ama sanki hiç olmamışlar gibi. Çünkü Ekmel’i okurken aslında Deryanın abisini; deryayı okurken ise Suzan’ ı okursunuz. Derya ve Ekmel o kadar yok ki hayatta o günlüklerde bile başkaları karşılıyor bizi. Suzan, kitabı okudukça büyüyor. Hikayenin tamamı oluyor gibi. Diğerleri ise nokta gibi kalıyor.
Samimi yazılmış satırlar okuyoruz kitapta. Bazılarımızın fark ettiği, kimi zaman dile getirdiği tespitler çok güzel bir şekilde ifade edilmiş. Hatta bazı yerlerde Tokat gibi bir işlev görmüş. En azından bende öyle oldu. İşin kötü yanı ise bazı kimseler ne durumun farkında ne de böyle yoğun ya da direkt anlatımlara rağmen hiçbir şeyin farkında değil.
Kendini okutturan ama biraz durağan bir yapıya sahip. Ben beğendim kitabı. En sevdiğim alıntıları da ekledim. Okuyacak olanlara tavsiye ederim.