Üstümde özlemin hareli giysileri
Dönüşüm yitik bir cennete oldu
Bunca olaydan, aradan sonra.
Sokaklarında kimliksiz insanların
Can incitip onur kırdığı
Adı kirletilmiş bir kent karşıladı beni.
Çarşısı yoksul, günleri tenha, insanı
Bir korku bulutu yolların ucunda.
Çamlığı gömmüş kirpiklerini göğsüne
Ağaçları rüzgârından utanan bir mahzun koru.
Suyu sisli, karı dalgın, duruşu
Zamanın seyrine ayak bağı
Bir kent karşıladı beni kuşkunun kuyularında
Evleri içine çekilmekten küçük
Evleri içine çekildikçe yenik…
Ey adım adım ömrümü dokuyan toprak
Ey onca uzaklardan incele incele
Kalbime akan yollar
Kim bu yabancılar sürmeli teninde senin
Yürüdükçe hoyrat ayaklarıyla şiddetin
Böyle külhan ve düşman
Koynunda yadigâr koyduğum gençliğimi kanatan…
Ben kimim
Cesareti öğrendiğim kapılarda bugün
Çocuğu önünde dövülmüş bir baba utancıyla
Korkuya rehin, ordusu bozgun
Yaralı, yalnız ve suskunum…
" Karanlık taraf ile aydınlık taraf arasında bilinç kırılması "
Fanon bu gerilimi bugün-meşhur olan Paris' in sokaklarındaki beyaz bir erkek çocukla karşılaşmasıyla ilgili bir anlatımı yoluyla açıklar. Çocuk Fanon'u görür ve endişeyle annesine "Bak bir zenci ! " der. Çocuğun korkusu artar ve "Anne, bak, bir zenci, çok korktum."der. Sonunda çocuk panik içinde annesine koşar ve "Anne, zenci beni yiyecek " der. Eğitimli ve bilinçli bir doktor olan Fanon gülmeye, bu ırkçı karşılaşmayı geçiştirmeye çalışır, ancak kendisini donmuş, sessiz ve cevap veremez halde bulur : "Kafası karışmış, beni mahkum etme konusunda hiç terddütü olmayan öteki ile, beyaz adam ile karşılaşma kabiliyetinden yoksun olarak özel günde kendimi uzağa, kendimden çok uzaklara taşıdım. Ve bir nesne olarak kendimden vazgeçtim. "
Belki eminim ki ayrılık veya uzak oluş mühim değil de asıl onu düşünmek ve bir daha hiç dönülemeyeceğini ve geride kalanları insanın bir daha göremeyeceğini düşünmesi çok feci bir şey.