"Eğer yüreğim buna karşı çıkıyorsa onu susturmasını bilmem gerek. Çünkü tüm büyük şeyler, bütün insanlık onlara karşı çıksa da, büyüklüklerinden bir şey yitirmezler.”
“İnsan dünyadaki en garip yaratık,” diye mırıldandı. “Kartallar gibi uçmak istiyor ama kanatları yok. Aslan gibi kuvvetli olmak istiyor ama pençeleri yok. Ne kadar kusurlu yaratmışsın bizi, Allah’ım. Bir de yetmezmiş gibi bizlere kendi acizliğimizi idrak etme gücü vermişsin."
Biliyoruz ki ancak zerre kadar bir bilginin efendisiyiz. Kalan sonsuz büyüklükteki bilinmezliğinse kölesiyiz. Bizi gökyüzünü seyre dalan bir böcekle mukayese edebilirim. Böcek başını kaldırıp gökyüzüne bakar ve, ‘Şu bitki sapına tırmanayım. Oradan yıldıza yetişebilirim gibi gözüküyor,’ der. Sabahtan akşama dek tırmanır. Sonunda en yukarı çıktığındaysa tüm çabalarının beyhude olduğunu fark eder. Zemin sadece birkaç adım altındadır. Ama gökyüzündeki yıldıza hâlâ işe başladığı anki konumu kadar uzaktadır. Üstelik artık daha yukarı tırmanmasını sağlayacak bir yol da yoktur. İnancını kaybeder. Kainatın sonsuz büyüklüğü karşısında hiçbir şey yapamayacağını idrak eder. Böylece tüm umudunu ve mutluluğunu sonsuza dek yitirmiş olur.