“Bir zamanlar bayağı hırslıydım aslında. Biraz da kör olmalıymışım Belki de o zaman bu kadar yenik hissetmezdim.” Ona baktım. “Yalnızca benden kaynaklanmıyor. Zamanımızın da etkisi var. Bizim neslin tamamı böyle. Hepimiz aynı şeyi hissediyoruz.”
“Yine gece çökmüştü. Güneyde savaş sürüyordu, ama bizim bölge sakindi. Mücadele bitmişti. Zayiatımız aşağı yukarı on üç bin ölüydü. On üç bin zihin, anı, sevgi, duygu, dünya ve evren –ne de olsa insan zihni evrenin kendisinden çok daha fazla evrendir–ve hepsi de topu topu birkaç yüz metrelik çamur parçası için.”
Adada insanı sık sık geçmişe götüren bir şey vardı. Öyle çok alan, öyle çok sessizlik vardı ve öyle az insanla görüşülüyordu ki, insan şimdiyi kolayca gözden çıkarıyordu ve işte o zaman geçmiş on kat daha yakın görünüyordu göze.
“İlk ay boyunca onu düşünerek çektiğim o fiziksel ağrı geçmeye başlamıştı; hâlâ zaman zaman onu çok istediğimi hissettiğim ve onu yatağımda, yanı başımda bulmak için her şeyi feda edebileceğim anlar oluyordu. Ama bunlar aşk acısı filan değil, cinsel yoksunluk anlarıydı. Hatta bir gün şöyle düşündüm: eğer ben bu adada olmasaydım bu kızı çoktan bırakmıştım.”