pelin

“Kendin olmak, yalnız kendin olmak çok büyük bir şey. İnsan bunun üstesinden nasıl gelir, bunu nasıl gerçekleştirir? En büyük ustalık da bu ya. Bu iş ustalık ister, çünkü belirli bir uğraş gerektirmez. Şu ya da bu olmaya çalışmayacaksın, önemli olayım ya da önemsiz gözükeyim, becerikli olayım ya da sakarlık edeyim demek yok… anlatabiliyor muyum? Nasıl gelirse öyle davranacaksın. Gönlünden koptuğu gibi. Çünkü hiçbir şey önemsiz değildir. Hiçbir şey. Kahkaha ve alkış yerine gülümseyişler alacaksın. Hoşnut, ufak gülümseyişler –hepsi bu. Ama bu her şey demek işte… insanın aklına getirebildiği doygunluğu kat kat aşan bir doygunluk. Dolaşıp bütün pis işleri göreceksin, insanları taşıdıkları yüklerden kurtaracaksın. Onlar mutlu olacaklar, ama sen daha da mutlu olacaksın, anlıyor musun? Ne var ki göze batmadan yapmalısın bu işi. Nasıl bir tat aldığını onlara sezdirmemelisin. Seni bir kere yakalayacak, gizini öğrenecek olurlarsa işin bitmiş demektir. Artık uğurlarında ne yaparsan yap seni bencillikle suçlayacaklardır. Seni nasıl zenginleştirdiklerini, kendi başına tadamadığın bir sevinci sana nasıl tattırdıklarını duyurmadığın sürece her aklına eseni yapabilirsin, her çeşit özveriyi üstlenebilirsin, hatta canını verebilirsin onlar için… Özür dilerim Antoine, amacım uzun bir söylev çekmek değildi. Her neyse, bu gece bana bir armağan veriyorsun sen. Bu gece sen olarak kendimi oynayacağım. Bu, insanın kendisi olmasından da iyi, anlıyor musun?”
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖

pelin

, bir kitap okudu
10/10
·48 syf.·
2 saatte okudu
·
2025 16. kitabı
Henry Miller
8.2/10 · 161 okunma
Ama o günübirlik dünya, bize bildik gelen dünya, tek dünyadır ve büyüsü tükenmeyen bir dünyadır. Tıpkı soytarı gibi biz de aynı devinimleri yineleriz; durmadan bir şeylere öykünür, durmadan önemli olayı erteleriz. Doğmaya çabalaya çabalaya ölürüz. Hiç gelmemişizdir dünyaya, hiç yokuzdur. Hep bir oluşma süreci içindeyizdir; hep bir başımıza, kopuk. Hep dışarda.”
Sevinç, bir ırmağı andırır: durmadan akar. Galiba soytarı bu bildiriyi iletmek ister bize: durmak bilmeyen bu akışa, devinime ayak uydurmalıyız; düşünmek, karşılaştırmak, incelemek ya da ele geçirmek için durmamalıyız, boyuna, müzik gibi akıp gitmeliyiz, der. Kendini vermenin armağanı budur. Soytarı bu simgeyi yaratır. Gerçekleştirmek bizim elimizdedir. Tarihin hiçbir döneminde dünya böylesine keder ve acıyla dolup taşmamıştır. Yine de şurada-burada bu genel acıya kapılmamış, lekelenmemiş insanlara rastlarız. Bunlar duygusuz mudurlar? Tersine! Azat edilmiş kimselerdir; bizim gördüğümüz gibi görmezler. Başka gözle bakarlar dünyaya. Onlardan söz açarken, dünyayla ilişkileri yoktur, deriz. Onlar anları yaşarlar, hem de bütün yoğunluğuyla; çevrelerine yaydıkları, parıltılı, dinmeyen bir sevinç şarkısıdır.”
Gerçek şu ki, biz sıradan insanlar hep erişilmezi isteriz. Baştan çıkarmanın özgürleştiriciliği yalnızca biz insanlar için geçerli. Ateşlerin arasından geçmesi gereken bizleriz - aziz mertebesine ulaşmak için değil, var olduğumuz sürece iliklerimize dek insan kalmak için. En önemli edebi eserleri hatalarımız ve zayıflıklarımızdan ilham alıp ortaya çıkaran da bizleriz. En kötü halimizde bile umut doluyuz biz.