Âdem uyumaktadır. Uyanık olsaydı, kaburga kemiğini esirgerdi. Âdem’in, yanında bir eşe ilişkin geçici isteğinin bir yazgıya dönüşmüş olması ne kadar yazık! Tanrı’nın iyi niyeti, Âdem’in yaratılışıyla birlikte son bulmuştur. O andan başlayarak Âdem’e kendi yapıtı gibi değil, bir yabancı gibi davrandı. Onu bulutlardan daha çabuk geçip giden sözlere ve ruhsal durumlara itti; saçma isteklerini sonsuzluğa dek taşımaya zorladı. Âdem’in bu istekleri, daha sonra insanoğlunun içgüdülerine dönüştü.
İçimizi kemiren yıkım, insanın iliğine işlemiş olan acımasızlıktır, tümümüz, bu zehirle can vereceğiz. Bizden sonra geleceklerin vay haline! Onların işi bitik; bizden bir milyon inanç şehidi ile ikinci milyonu tamamlamakta kullanacakları işkence aletlerini devralacaklar.
Yaşayan insan, birçoklarına yararlı olan insandır, kendisinden yararlanan insandır. Bir köşeye çekilip uyuşuk kalanlar, evlerinde mezarda gibi yaşarlar. Bu kimselerin kapılarındaki mermere şöyle yazsan yeridir: ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMÜŞLER.