Hesaplamalara göre, diğer memeliler gibi fiziksel temasla birbirimizi tımar etseydik günü müzün %40'ını buna ayırmak zorunda kalırdık. Konuşma ve dedikodu bu yüzdeyi azalttığı için 150 kişilik gruplar kurması mümkün insanoğlunun. Aynı oranın diğer babun ve şempan zelerde %50-55 arasında seyrettiği düşünüldüğünde avantajın boyutu daha rahat anlaşılabilir.
Üyeler hakkındaki bu fikir oluşturma süreci sayesinde mızıkçı üyeleri ve dışarıdan sızanları da saptayabiliyoruz. Görüldüğü gibi en basit toplumsal ögelerin bile en temel endişesi uyumsuzları ve çürük elmaları ayıklamak. Hayatta kalması buna bağlı olduğundan insanın kendisi gibi olmayanlardan tedirgin olmasına şaşacak pek de bir şey yok. Dunbar bir adım daha atıp bugün herkesin farklı diller konuşmasını bile buna bağlamaktan çekin meyecek. Bugün yeryüzünde bir sürü dil olmasının nedeni, her yeni grubun dışarıdan gelenleri saptamak için konuştukları lisanı farklılaştırması. Günümüzün standardize dillerinde bile alt varyasyonların sıklığından bunu anlayabilirsiniz. Her sosyo-ekonomik grubun kendisine ait belirli ifade biçimlerinde ve yanlış telaffuzlarda ısrar etmesi ya da her yeni kuşağın kendine özgü kelimeler üretmesi (90'lardan örnek vermek gerekirse Altan, kanka, kans, bro, ajan, moruk, corç, coni vs.) de benzer bir eğilim. Ancak günümüz toplumunda Durkheim' ın deyimiyle "organik" bir dayanışma olduğunu düşünürsek grupların birbirinden ayrı diller geliştirecek kadar otonomisi ve zamanı yok Allah'tan!