Kıta olarak bakıldığında, Güvenlik Konseyi’nin mevcut asli üyeleri Asya, Avrupa ve Amerika kıtalarındandır. Dinî gruplar açısından bakıldığında ise konseyin daimî üyeleri ağırlıklı olarak Hıristiyandır. Dünyada önemli inanç gruplarından olan Müslümanlar ve sayıca yüksek olan diğer inançlar, Konsey’de temsil edilmemektedir. Dünya nüfusunun üçte birini oluşturan, 57 üyesi olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın maalesef bu önemli mekanizmada hiçbir ağırlığı ve temsili yoktur. Köken açısından ise Arap, Türk, Hintli, Endonezyalı, Afrikalı gibi dünyanın önde gelen milletlerinin Konsey’de hiçbir temsili bulunmamaktadır. İki yıl süreyle seçilen geçici üyelerin ise Konsey kararlarında önemli bir söz hakkı yoktur.
Orta Doğu ve diğer bölgelerde birçok ülkede mevcut yönetimlerin kendi vatandaşlarına karşı yürüttükleri sindirme ve şiddet politikaları ciddi yıkımlara ve toplumsal gerilimlere sebep oldu, olmaya da devam ediyor. Baskı ve ötekileştirme politikaları aynı zamanda terör örgütleri için bir istismar zemini sunuyor.
İnsanlığı tehdit eden ancak nedense görünmez sayılan bir soruna dikkatinizi çekmek istiyorum. Irkçılık, yabancı karşıtlığı, İslam düşmanlığı ve nefret söylemi vahim boyutlara ulaştı. Salgın sürecinde, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık iyice artarken, göçmenler ve sığınmacılar başta olmak üzere, savunmasız kişilere yönelik şiddet eylemleri hız kazandı. Ön yargılardan ve cehaletten beslenen bu tehlikeli eğilimlerden en çok da Müslümanlar mağdur oluyor. Bu tehlikeli gidişin en önemli sorumluları, oy uğruna popülist söylemlere yönelen siyasetçiler ile ifade özgürlüğünü suistimal ederek nefret söylemini meşrulaştıran marjinal kesimlerdir.
Milli egemenlik, mali egemenlikle desteklenmelidir. Bizleri bu hedefe götürecek tek kuvvet, ekonomidir. Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferlerle taçlandırılmadıkça payidar olamaz!