Ayrılık da bizim, kavuşmak da.
Keder de bizim, neşe de.
Umutsuzluk da bizim, umut da.
Gözyaşı da bizim, kahkaha da.
Kötü günler de bizim, iyi günler de.
Kırk yamalı pahalı bir örtünün oluşması gibi tıpkı.
O yamalardı onu değerli kılan.
Yamasına kurban olduğum memleketim.
Kötü günler de bizim, iyi günler de.
Hepsi bizim.
Yıldızlar da kar taneleri gibi birbirlerine hiç çarpmazlar. Çünkü her birinin ayan-ı sabitesinde, hakikatte var olmadan evvel sabitlenmiş bir cevheri vardır. Hiçbir cisim, hiçbir varlık ayan-ı sabitesini değiştiremez. Onların ilk yaratımında oluşan öz tüm sabitenin kaderidir. Her varlık ayan-ı sabitesine sadık kalarak mevcudiyetini sürdürür. Var olmadan önce yazılmış bilgi yani cevheri neyse; hakikatte, yani cisimlendikten sonra yaşayacaklarını o belirler. Her varlık bir sebeple hakikatte var olur ve o neden cevherinde gizlidir. Buna kaza denir. O nedenle yıldızların sabitelerinde ne varsa hakikatte de o olur. Tıpkı bizler gibi.
Kalbinde ne taşıdığını iyi bilmeli insan. Zira ona verilen hikmeti taşıyacak, o sorumlulukları yüklenecek ve ona hakim olması gerekecektir. Eğer bedelini ödemez ve o hikmetin gereklerini yerine getirmezse o ondan alınır. Her insan bir süreliğine bulunduğu yerin emanetçisidir. Bu süre zarfında onu taşıyamaz, ona hükmedemezse ellerinden kayar gider. Hak etmediği hikmeti çalanlar er ya da geç bunun bedelini öderler.