Türklerle ilgili korkunç şeyler duyuyorduk. İnsan eti yediklerini, çok vahşi olduklarını... Komutanlar bunları biz onlardan nefret edelim, öldüreceğimiz Türklerin bunu hak ettiklerine inanalım diye söylüyorlardı ancak bilinçaltımızda büyük bir korkuya sebep oluyorlardı.
1915'te gençtim. Dünyayı değiştirebileceğimi sanıyordum. Üzerinden güneş batmayan büyük imparatorluğun öğrettiği değerlere dayalı bir kibirim vardı. Dünya bizim istediğimiz şekilde dönmeliydi, hatta dur dersek durmalıydı.
"Ölme kardeşim, ölme. Ne olur ölme!"
Son duyduğun bu oluyor işte. Ben öldüm, benim adım Mustafa'ydı: Ahmet oğlu Mustafa...
Romanya cephesinde dövüşen, 25. tümenden şehit Mustafa...
Son sözüm kelime-i şahadet oldu ve ben öldüm, siz yaşayın diye...