Kelimenin, sevginin, duyguların en saf halini Halil Cibran’dan okumak mümkün. Bu kitapları okumak meditasyon yapmak gibi ya da uzlete çekilmek gibi, bir derviş misali kırk gün çile hayatı yaşamak gibi, kendi özüne dönmek ve kendinle söyleşi yapmak gibi..
Selda Terek yayıma sunduğu bu eserde yazar ve ressam olan Halil Cibran’ın ilk olarak hayatını ve daha sonra onun diğer kitaplarından bir demet halinde düşüncelerini sunmuş, ve bunu yaparken okuyucuyu ihmal etmeksizin yazın dili yalın ve akıcı olmuştur..
Halil Cibran’ın Ermiş, Ermiş’in Bahçesi, Deli, Gezgin, Kum ve Köpük, Dünya Tanrıları, Sözler adlı eserlerini okumuş olmakla beraber bu biyografi nitelikli eserin özelinde bir inceleme yapmak üzere yazdığım bu yazıda diyebilirim ki yazar, okuruna bir Platon ya da Sokrates ile sohbet ve onlar nidasıyla seslenip, sevgi özelinde duyguların felsefesinde birleşmeyi ve düşünmeyi sunuyor..
Osho okumuş olanlar bilecektir, o da tıpkı bendeniz gibi Halil Cibran hayranıdır ve “Aşk, özgürlük ve tek başınalık” adlı eserinde bunu dile getirmiş olmakla beraber zaman zaman Halil Cibran’dan alıntılar yapmış ve yazara övgüler dizmiştir. Bunun zannımca şöyle bir sebebi vardır ki; iki düşünürün ‘sevgi’ hakkında fikirleri ve hatta yaşantıları aynıdır. Onlara göre kısaca sevgi, aşk iki insanın bir akde veya anlaşmaya ihtiyaç duymaksızın birlikte yaşamalarıydı. Bundan sebep olsa gerekti ki iki düşünürde ömürlerinin sonuna değin ‘sevgi’ adına yüzlerce nutuk çekmelerine rağmen, hiç evlenmediler.
İncelememi kitaptan bir alıntı ile bitirmek istiyorum..
“Güzel ve Çirkin, bir gün deniz kıyısında karşılaştıklarında birbirlerine denizde yıkanmayı teklif ettiler.
Böylece üstlerini çıkarıp suya girdiler. Çirkin, bir süre sonra kıyıya geri dönüp üstüne Güzel’in elbiselerini geçirerek oradan