yigit

yigit
@Philosopia
@_yigit_alkan
23 okur puanı
Mayıs 2024 tarihinde katıldı
Dotstoyevski üzerine
Dotstoyevski'nin özellikle Suç ve Ceza ve Karamazov Kardeşler'inde gördüğümüz şekliyle, oluşturduğu karakterler ve onların fikir yapılarıyla yaptığı şey kendi düşünsel alanına acımasız bir savaş ilanıydı. Dotstoyevski'nin ana karakterleri (hatta belkide ona en zıt olan karakterler) ıvan karamazov ve raskolnikov'un çağa uygun düşünsel yapıları, tanrıya , topluma ve vicdana getirdikleri amansız eleştiriler aslına dotstoyevski'nin kendi düşünsel bağlamına kurduğu antitezlerdi. O bunu o kadar iyi yapıyordu ki her zerresine kadar inandığı değerleri, düşüncesini bir kenera koyuyor onun tam karşısına geçip kendine antitezler üretiyor ve sonucunda da ürettiği antitezlere bir beden ve bir hikaye oluşturup onları inceliyordu. Aslında düşüncenin insandan ayrı düşünülemeyeceğini bir fikrin insanca pek insanca ele alınmasını öneren bir fikirbilim oluşturdu. En sonunda raskolnikov'un hapishanede incil okumaya başlaması da dotstoyevski'nin fikirsel düzlemi insanlığın doğası ve vicdanı ile aşmasını Hristiyanlık temeli üzerine oturturmasına örnek teşkil eder. Tüm bunları da böylesine bir sanat kullanarak yapmak, pes doğrusu!
Felsefe
Reklam

yigit

, bir kitap okudu
9/10
·112 syf.·
6 günde okudu
·
2025 4. kitabı
Arthur Schopenhauer
7.9/10 · 961 okunma
Hume
Hume haklıydı. Bir tanrının varlığı aposteriori olarak gösterilemez, varlığını deneyim dünyasında deneyimleyemezdik ve bu yüzden de varlığıyla ilgili bir ontoloji kurulamaz, kurmaya çalışmak karanlık bir odada olmayan bir kediyi bulmaya benzerdi. Descartes sonunda tanrının varlığını kanıtladığını idda ettiğinde ki bu soyut kartezyenik bir düzlemde gerçekleşmişti hume ona şöyle söyleyecekti: Tanrının varlığı apriori olarakta kanıtlanamaz çünkü senin akıl yürütmen sadece senin akıl yürütmendir. Oysa apriori olarak doğru diyebileceğimiz önerme çeşidi matematik ve geometridir. Odanın ışığını yakan hume kapıyı açan da kant olacaktı.
Felsefe
Hristiyanlık ve öğütler
Düşmanını sev. Nasıl bir öğüt veya dini emir haline gelebilir? Bir şeyi sevmek bilinçli şekilde mi gerçekleşir yoksa şeyi severiz ve bilinç ona ayak mı uydurur? Sevme eylemi sevilen nesnenin bizde olan karşılığıdır. Bizde hazırbulunan o nesne ile temasa geçildiğinde uyanan "his" ler aslında nesnenin kendisinden gelmez, kendimizde olanı hatırlamada veya bilinç alanına çekip hissetmemize bir aracı olarak işlev görürler. Dolayısyla Sevme eylemi her zaman daha derinden gelir. İstediğimiz şeyi sevip istediğimizden nefret etseydik yaşam ne kadar kolay olurdu! Bunu herkes bilir ki böyle bir durum yoktur. O zaman bu öğüdü nereye koyacağız? Düşmanını sev. Düşmanımı nasıl seveceğim işte ondan en derinimden nefret ediyorum. Ancak sevmeyi deneyebilirim ve zaten belkide bu öğüdün uygulamada ki yansıması ancak bu olabilir. Hiç kimse düşmanını sevemez ,sevmeyi denemesi kendine zoraki bir yük yüklemek ve belkide "Tanrı"ya yaklaşma yöntemidir. Zaten tanrı dedikleri kendi içlerindeki kendine düşman olan o kısım değil mi? Bir diğer yarısı da kendinden kaçmak olan.
Felsefe

yigit

, bir kitap okudu
7/10
·92 syf.·
26 saatte okudu
·
2025 3. kitabı
Sappho
7.8/10 · 863 okunma