Evi dağılmış, hiçbir noktaya sabit bir alâka ile bağlı olmayan serbest bir insandım; fakat bu hürriyetin tadı boşluğun korkunç esaretiyle bulanıyordu. Zekâmız ve muhayyilemiz, bizi ümit ettiğimiz kadar oyalamıyor.
Neden doğdukları andan itibaren mezarlarını kazmaya mecbur oldular? Layığınca yaşamalı, kendilerine sunulanı reddetmeli ve ellerinden geldiğince geçinip gitmeliler.
Hayattan aldığımız her zevki ona muadil bir ızdırapla ödediğimizi bildiğimiz için, hiçbir şeyden yüzde yüz saadet ümit etmiyor ve yüzde yüz felaketten korkmuyordum. Bunun İkisi de imkansızdır. Çünkü ruhi varlığımız hazla kederin muvazenesine istinat eder, işte en büyük adalet ve eşitlik. İnsan çektiği ızdırap nispetinde zevk duyar.