Tarihi KırıntılarBarış Bıçakçı
Kayıp, zor bir konu. Yazar bir kaybın bir aileyi nasıl şiirle yakınlaştırdığını çok güzel yazmış. Konu bildiğim tüm kayıpları hatırlattı ister istemez. Öldüğü için kaybettiklerimizi değil, tan da kitaptaki gibi, gaipleri.
Aklıma ilk gelen Elena Ferrante'nin Napoli Romanları dörtlemesinde kalabalık bir pazaryerinde 4 yaşındaki kızı kaybolan ve bir daha bulunamayan Lila. Kaza yok, gören yok, ölüsü yok, dirisi yok... Bunun nasıl bir his olduğunu kızın babası Lenu'ya Lenu'nun evden kaçan kızını aramak için yola çıktıklarında anlatıyor. Ölümden bile beter...
Aklıma ikinci gelen ise gerçek bir haber: 90larda 17 yaşındayken evden kaçmış, uzakta başka bir şehre gitmiş bir delikanlı. Bu işte tam kitaptaki gibi. Ailesi yıllarca arayıp bulamayınca gariplik hükmü verilmiş. Bu sırada delikanlı ülkenin bambaşka bir yerinde gündelik işlerde çalışarak ve devletle hiç işi olmayarak yaşamış. SGKlı bir işe girmemiş, üzerine bir fatura, bir hat açtırmamış, bir aile hekimine gidip ilaç bile yazdırmamış! Senin ailen yıllardır seni arıyor, onlara gidip görüşür müsün dediklerinde hayır, istemem demiş.
Bir insanı kaybetmenin 50 tonu varsa en koyusu bu kitaptaki
Tarihi KırıntılarBarış Bıçakçı · İletişim Yayınları · 20191,190 okunma
Sinek Isırıklarının MüellifiBarış Bıçakçı
"Ardından Berkan'ın çok ilginç aslında diyerek anlattığı hikayeyi kıskanıyorsun".
Berkan, aynı arkadaş grubundaki bir kıza rüyasında gördüğü kaplanı anlatır. Kızın da gece rüyasında kaplan gördüğü ortaya çıkar. Bu, o zamana kadar birbirini tanıyan ama bir çekim, bir ilgi olmayan ikisinin birbirine aşık olduğu an olur.
Aynı olayın bir Macar filminde de ana konu olarak işlendiğini izlemiş ve çok orijinal bulmuştum. Filmde adam bir mezbahanın müdürüydü, bir kolu çolaktı. Kadın mezbahanın kalite standartlarını denetleyen görevliydi ve aspergerliydi. İkisi de aynı rüyada, bir ormanda karşılaşan bir dişi ve bir erkek erkek geyiktiler. Rüyada karlı bir ormanda karşılaşıyor, aynı dereden su içiyor, yiyebilecekleri yapraklar arıyorlardı Ve bunu anladıktan sonra aşık olup bütün bedensel ve zihinsel engellerine rağmen aşkı yaşama maceralarını anlatan bu film epey zihnimi meşgul etmişti, kafamda filmin devamının nasıl olabileceğini çekmiştim :) Filmin adı: on body and soul. Türkçesi Beden ve Ruh
Kitabın yayımlandığı yıl ile Filmin çıkış yılını karşılaştırdığımda kitabın daha önce yazıldığını anlıyorum. Filmdeki tema bu kitaptan mı alındı/ esinlendi? Yoksa hem yazar hem yönetmen başka, daha da eski bir kitapta/filmde mi rastlamışlar... Gerçekten merak ettim.
Veciz SözlerBarış Bıçakçı
Barış Bıçakçı'yı ilk kitabı çıktığında okumuştum. O zaman henüz Ankara'dayım ve bir ikarakter olarak Ankara özel bir etki yaratmamıştı. İnsanı güzel anlatıyordu, Ankara'yı mı anlatmayacaktı...
Bu ikinci kitabını, aradan geçen 15 yıldan sonra tüm kitaplarını ard arda okumamın sonuncusu olarak okudum. Ankara... Ankaram... Anladınız siz onu:)
Bu kitaptaki Sulhi bana şunu sordurdu: gerçekten de var mı böyle insanlar?
Gerçekte değilse bile yazarın zihninde var, ki bu da gerçekte olduğuna dair en büyük kanıt değil mi?
Peki ya Kumru? 90larda 12 yaşında olan o tatlı kız? Tek bir bölümde kısacık girdi kitaba ve damgasını vurdu.
Barış Bıçakçı'dan istirhamım bu: Kumru, Sulhi ve diğer naif, derin bir o kadar da sıradan insanların 90larda bizim gibi düşündüğünü yaşadığını şiir gibi yazdınız, bu insanlar 2020lerde neredeler, neler yapıyorlar, hayat onlara kimler neler getirdi? Bilmek, sizin kaleminizden okumak istiyorum.