19 yaşında nişanlanmış, 20'sinde evlenmiş. Neden yaptım bilmiyorum diyor. Basketbol takımında oynayan, sürekli gezen, okuyan bir genç kız. Evlenmiş. O zamanlar belki de aşığım dediği ama 40 yıl sonra "Ben de kocamdan aşk ile bahsetmeyi isterdim." diyebilecek bir kadına dönüşmüş.
Şiddet görmemiş, en azından fizyolojik olarak görmemiş. Eşi bir yere gittiğinde yol parasını kuruşu kuruşuna verirmiş "1 lira düşürsem eve dönecek param yoktu cebimde" diye anlattı bunu. Kadın bir geziye katılmış arkadaşlarıyla, yine kuruşu kuruşuna yol parası ve az bir miktar yemek parası. Kadın arkadaşlarının yediğinden yiyememiş, yetmemiş parası. Uyurken kocası tarafından uyandırılmış "Kalk, çocukların üstünü ört!" diye, uyanan kocası kalkıp kendi çocuklarının üstlerini örtmekten acizmiş.
Bu ve türevleri olaylar o kadar yıpratmış ki kadını bugün kendime baktığımda kendimi görmüyorum diyor. 19 yaşındaki o hayat dolu kız ben olamam diyor.
-
Diğeri ise yine küçük yaşında evlenmiş. Kocası, dini sohbetlere giden bir öğretmen(!). Çalışan, kendi kazanabilen bir kadın ama onun da maaş kartı kocasında. Kartına aylık yol parası konuyor sadece. Canı bir şey çekse alamamış kendi kazandığıyla bile. Kocasına canım bunu çekti dediğinde de önüne gelmemiş istediği ama yıllarca kadının maaşına el koyma hakkını kendinde görmüş.
İstemediği bir hamilelik, doğumda bile yanında olmayan bir koca. DEHB ile doğan bir çocuk. Boşanmış. Adamın ona yüklediği tüm negatifliklerden kurtulmuş. Kendi kazandığı parayla evini almış, çocuğu yanında. Güçlü bir kadın olarak hayatına devam ediyor. Çocuğu babasına gidip geldiğinde evinin ne kadar pis olduğunu anlatıyor. Bir kadın küllerinden doğuyor, bir erkek çamura batıyor. Kim neyi hak ediyorsa o.