Yara izleri olacaktır, hem de pek çok, ama şunu unutmamak yerinde olur: Gerilebilme gücü ve baskıyı emme yeteneğiyle, yara dokusu deriden daha güçlüdür.
İnsan bağışlayıp bağışlamadığını nasıl bilir? Olay karşısında öfke duymak yerine kederlenmek, o kişiye kızmak yerine onun için üzülmek eğiliminde olursunuz. Tüm bunlara ilişkin herhangi bir şey anımsamama eğiliminde olursunuz. İşin başında bu kırkınlığa yol açan ıstırabı anlarsınız. Ortamın dışında kalmayı yeğlersiniz. Bir şey beklemezsiniz. Bir şey istemezsiniz. Bileğinize dolanıp sizi ordan oraya sürükleyen bir kement yoktur. Gitmekte özgürsünüzdür." Bundan böyle hep mutlu yaşadılar" ile sonlanmasa da, bu günden itibaren sizi illaki bekleyen taptaze bir "bir varmış bir yokmuş" duygusuna kapılırsınız.
Gerçekten iyileşmek için kendi gerçeğimizi söylemeliyiz; sadece pişmanlığımızı ve acımızı değil, bize zarar veren, bizde kırgınlıklar, nefretler doğuran ve kendimizi cezalandırma ya da intikam arzusunu uyandıran şeyleri de hesaba katmalıyız.
Gülme, kadın cinselliğinin gizli tarafıdır; fizikseldir, temeldir, tutkuludur, hayat vericidir ve bu yüzden uyarıcıdır. Jenital uyarılma gibi bi hedefi olmayan bir cinsellik türüdür. Sadece o an için, bir sevincin cinselliğidir; özgürce uçan, yaşayıp ölen ve kendi enerjisiyle yeniden yaşayan hakiki ve şehevi bir sevgidir. Kutsaldır, çünkü fazlasıyla iyileştiricidir. Şehevidir, çünkü bedeni ve onun duygularını uyandırır. Cinseldir, çünkü heyecan vericidir ve haz dalgalarına neden olur. Tek boyutlu değildir, çünkü gülme, insanın kendisi kadar başkalarıyla da paylaştığı bir şeydir. Bir kadının en vahşi cinselliğidir.