Son derece bilinçli biçimde bir kadın arkadaşım yok, o zaman bütün zihinsel ihtiraslarımdan vazgeçmem gerekirdi, insanın hem kadın arkadaşı, aynı zamanda da zihinsel ihtirasları olamaz, eğer genel durumu benim kadar kötü bir haldeyse. Bir kadın arkadaş ve zihinsel ihtiraslar düşünülemez! Ya bir kadın arkadaşım olur ya da zihinsel ihtiraslarım, ikisi bir arada olanaksızdır. Ve ben çok önceleri kadın arkadaşa karşı, zihinsel ihtiraslarda karar kıldım. Bir arkadaşım olsun hiçbir zaman istemedim.
Biz insanlar genellikle güzeli, iyiyi ve erdemi değil bastırılan, mükemmel olmayan, sinirli, yaşamda dişlerini göstererek bizle kavga eden şeyleri daha çok seviyoruz, ki bunlar erdem ve uyum değil, hata ve isyan dolu şeyler.
"...Herkes eninde sonunda kendi kaderiyle baş başa kalmak zorundadır. Belki sen henüz bilmiyorsun, ama hayatta kimseye yardım etmek mümkün değildir. Edemezsin! En zor iştir bu! Çevrende sevdiğin, ya da senin için önemli olan bir insanın kendi sonunu hazırladığını görüyorsun, kendi çıkarlarının tam aksi yönünde çılgınca koşuyor! Kederle, hüzünle, ya da bitkin bir şekilde... Bunu fark ettiğin anda kafanda tek bir şey var; ona koşmak, yardım etmek. Ama kısa sürede anlıyorsun ki bu mümkün değil. Peki bunun nedeni ne? Ona karşı fazlasıyla alttan mı aldın? Ona iyi davranmadın mı? Yeteri kadar samimi, heyecanlı, ya da alçakgönüllü olamadın mı? İşte sorun tam da burada gizli. Asla 'yeteri kadar' olamıyoruz. Peygamber olsan, mucizevi güce sahip olsan ve peşine havarileri toplasan yine de yeterli olamıyorsun! Zorlama kendini, kimseye yardım edemezsin. Çünkü insanın 'çıkarı' onun için iyi ya da anlamlı olanla özdeş değil. Belki o acı onun için gerekliydi! Kim bilebilir, belki dışarıdan onun çıkarına aykırı' gibi görünen şey, ona lazımdır! Bir insanın 'çıkarından' daha gizemli bir şey yok hayatta. Şikâyetlere çare bulabilirsin, baş ağrısına ilaç verebilirsin. Ama başının ağrımasına neden olan ruhundaki şeyin yanına bile yaklaşmak mümkün değildir."