Bir tarafta rutubet kokusu tüm nesline sinmiş, çocuklarıyla beraber tüm duygularını toprağa gömmüş hissiz bir babanne; diğer tarafta alkolik gaddar ve kendi soyundan gelen erkekleri tehdit olarak algılayan bir dede var. Shakespeare böyle bir ailede büyümüş, tiyatro ve Londrayı , kendini tüm bu kasvetten kurtaracak bir can simidi olarak bellemiş.
Diğer yanda Agnes, küçükken annesini kaybetmiş, yaşadığı ağır travma ile gerçeklikle bağı kısmen kopmuş, sezgileriyle hareket eden ve doğayı hayatının merkezine koyan bir kadın.
Bu iki karakterin ortasında Hamnetin ani ölümü ve ailedeki her bireyin bu şoklanmış hüzünden kaçmak için kendince inşa ettiği rotalar ve yas süreci işlenmiş. Shakespeare kendince kaçış olarak gördüğü tiyatroya, oğlunu ve yasını aktararak vicdanını aklıyor.
Agnes herkesin ortaya bırakıp kaçtığı tüm acıyı yüklenip, kendini bir kuyunun dibine gömüyor
Balinalar hakkında ansiklopedi niteliğinde bir metin , karakter ve durum tahlilleri yoğun, okuması biraz zahmetli.
Mavi balinaya takıntılı, kibirli, hırslı bir kaptan. Roman sonunda bu hırsı ve kibri sebebi ile mürettebatını, tüm ganimeti ve kendi canını felakete sürüklemesi ile sonuçlanıyor.
Melville'nin balinaya, okyanusa, yağ çıkartmaya yönelik verdiği teknik bilgiler yer yer sıkıcı gelse de , doğanın evcilleştirilememesi ve insanın bu ekosistemde aslında ne kadar aciz olduğunu gösteren detaylar. Kitap bitince zihinde kalan, insanoğlunun hırsı kibiri ne kadar büyük olursa olsun, okyanusun dev dalgalarının arasında kaybolup giden köpükler misali bir gün kendi ile birlikte hiç olup gideceği..