David Gilmore

Kişinin bilme yetisiyle (açık ya da karmaşık bir tasarım olarak) düzenli, amaçlı bir yapıya yönelmesi, hoşlanma duygusuyla bu tasarımın bilincinde olmaktan oldukça farklıdır. Bu ikinci durumda tasarım tamamen özneyle, dahası hazzetme veya hazzetmeme duygusu adı altında öznenin yaşama duygusuyla ilişkilidir; bu duygu, çok özel bir ayırt etme ve yargılama yetisinin temelidir ve bu yeti, bilgiye hiçbir şey katmayıp verili tasarımı tüm tasarım yetisinin karşısında destekler, zihin de kendi duygu durumunda bunun bilincine varır. Bir yargıda verili tasarımlar empirik (bu nedenle estetik) olabilir; ancak bu tasarımlardan çıkan yargı, eğer bu tasarımlar yargıda nesneyle ilişkiliyse mantıksaldır. Ancak tersine, verili tasarımlar salt akılsal ise, yargıda yalnızca özneyle (onun duygusuyla) ilişkili olacağından, yargı da her zaman estetik bir yargı olur.
Sayfa 46 - Alfa Yayınları
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Transendental bir ilke, evrensel koşulun a priori olarak sunulduğu, şeylerin yalnızca onun altında bilgimizin nesneleri haline gelebildiği bir ilkedir. Öte yandan, bir ilke, kavramı empirik olarak verilmesi gereken nesnelerin yalnızca a priori olarak daha ileri düzeyde belirlenebileceği a priori koşulu sunuyorsa, metafizik olarak adlandırılır. Dolayısıyla, tözler ve değişebilir tözler olarak cisimlerin bilgisi ilkesi, değişimlerinin bir nedeni olması gerektiğini söylüyorsa, transendentaldir; ama değişimlerinin dışsal bir nedeni olması gerektiği söylendiğinde bu, metafiziktir: çünkü ilk durumda önermeyi a priori bilmek için cisim yalnızca ontolojik yüklemler (saf anlama yetisi kavramları) aracılığıyla, örneğin töz olarak düşünülebilir; ikincisinde ise (uzayda hareket edebilen bir şey olarak) bir cismin empirik kavramı bu önermenin temeli olmalıdır, ancak o zaman cismin ikinci yüklemi (yalnızca dış neden aracılığıyla hareket) tamamen a priori olarak anlaşılabilir. Öyleyse, hemen göstereceğim gibi, doğanın amaçlılığı ilkesi (empirik yasalarının çeşitliliği içinde) transendental bir ilkedir. Çünkü nesnelerin kavramı, bu ilkeye göre tasarlandıkları ölçüde, yalnızca evrensel olarak olası empirik bilginin nesnelerinin saf kavramıdır ve empirik hiçbir şey içermez.
Sayfa 26 - Alfa Yayınları
Kitap Alıntısı
Genel olarak yargı gücü, tikeli evrenselin altında kapsanacak şekilde düşünme yetisidir. Eğer evrensel (kural, ilke, yasa) veriliyse, o zaman tikeli onun altına alan yargı gücü belirleyicidir (transendental yargı gücü olarak, evrenselin altına almanın a priori koşullarını gösterse bile). Ama yalnızca tikel veriliyse ve ona uygun evrensel aranıyorsa, o halde yargı gücü reflektiftir.
Sayfa 24 - Alfa Yayınları
Kitap Alıntısı
Bir bütün olarak bilişsel yetimizin iki alanı vardır: doğa kavramlarının alanı ve özgürlük kavramının alanı; çünkü her ikisi aracılığıyla a priori yasa koyucudur. Felsefe de buna göre teorik ve pratik olarak ikiye ayrılır. Ancak, kendi alanlarının kurulduğu ve yasalarının uygulandığı zemin, yalnızca salt tezahürden başka bir şey olarak ele alınmadıkları sürece, olanaklı tüm deneyimin nesneleri kümesidir; aksi takdirde, onlara ilişkin anlama yetisinin hiçbir yasa koyuculuğu düşünülemezdi. Doğa kavramları aracılığıyla yasa koyuculuk, anlama yetisi yoluyla gerçekleşir ve teoriktir. Özgürlük kavramı aracılığıyla yasa koyuculuk, akıl yoluyla gerçekleşir ve yalnızca pratiktir. Akıl yalnızca pratikte yasa koyucu olabilir; (doğaya ilişkin) teorik bilmede akıl yalnızca (anlama yetisi yoluyla yasaya aşina olarak) verili yasalardan yine her zaman yalnızca doğayla ilgili sonuçlardan çıkarımlar yapabilir. Diğer taraftan, kuralların pratik olduğu yerde, bu kurallar teknik-pratik olabileceğinden, akıl hemen yasa koyucu olmaz.
Sayfa 19 - Alfa Yayınları
Kitap Alıntısı
Arzulama yetisi olarak irade, dünyadaki birçok doğal nedenden biridir, yani kavramlara göre hareket eder; ve bir irade yoluyla olanaklı (veya zorunlu) olarak tasarımlanan her şeye, pratik olarak olanaklı (veya zorunlu) denir; bu ise, nedenin kavramlar aracılığıyla nedensel olarak belirlenmediği (bunun yerine cansız maddelerdeki gibi bir mekanizma ya da hayvanlardaki gibi içgüdü yoluyla belirlenen) bir sonucun fiziksel olanağı veya zorunluluğundan farklıdır. - Şimdi burada pratik açıdan iradenin nedenselliğine kural koyan kavramın bir doğa kavramı mı, yoksa bir özgürlük kavramı mı olduğu belirsiz bırakılmıştır. Ancak, bu son ayrım temel bir ayrımdır. Çünkü nedenselliği belirleyen kavram bir doğa kavramıysa, ilkeler teknik-pratiktir, ancak bir özgürlük kavramıysa, bu ilkeler ahlaki-pratiktir; ve akli bir bilimin bölünmesinde söz konusu olan tamamen, bilgisi ayrı ilkeler gerektiren nesnelerin bu türden ayrımı olduğundan, önceki ilkeler (bir doğa öğretisi olarak) teorik felsefeye aitken, sonraki ilkeler tamamen başlı başına ikinci kısmı, yani (ahlak öğretisi olarak) pratik felsefeyi oluşturur.
Sayfa 16 - Alfa Yayınları
Kitap Alıntısı