Kendime bir şey dileyecek olsam zenginlik veya güç değil, mümkün olanın ihtirasını dilerdim çünkü mümkün olanı yakalayan o göz ebediyen genç, ebediyen ateşli kalır. Haz düş kırıklığına uğratır, mümkün olan uğratmaz. Ve başka hangi şarap o kadar köpüklü, o kadar mis kokulu, o kadar sarhoş edicidir!
Benim için hiçbir şey anımsamaktan daha tehlikeli değil. Belli bir ilişkiyi bir kere anımsadım mı o ilişki ortadan kalkıyor. Ayrılıklar aşkı canlandırır denir ya pek doğru, lakin salt şiirsel bir anlamda canlandırıyor. Anımsamayla yaşamak tahayyül edilebilecek en mükemmel yaşam. Anımsama gerçeklikten daha çok doyuruyor ve hiçbir gerçekliğin sahip olmadığı bir güvence sağlıyor. Zira anımsanan olaylar zaten sonsuza karışmış, dolayısıyla artık zamansal uğraşı yok.
Asıl haz, haz alınan şeyde değil onu düşünmekte yatıyor. Hizmetimde itaatkâr bir cin olsaydı da bir bardak su getirmesini emrettiğimde bana su yerine dünyanın en değerli şaraplarını bir kadehte karıştırarak hazırladığı leziz karışımı sunsaydı onu kovardım, ta ki bu cin, hazzın içtiğim şeyde değil, kendi istediğimi yaptırmamda yattığını öğrenene dek.
Eğer varsa hayatın anlamı ne olabilir acaba? İnsanları iki büyük sınıfa ayırıp bir sınıfın yaşamak için çalıştığını, diğer sınıfın böyle bir gereksinimi olmadığını söyleyebiliriz. Lakin hayatın anlamının koşulların tekrar tekrar üretimi olması, hayatın koşulların üretimine bağlı olması gerçeğiyle çelişki ilişkindedir. Diğer taraftan, ikinci sınıftakilerin hayatı da genel itibariyle koşulları tüketmekten başka bir anlam taşımaz. Hayatın anlamı ölmek desek, bu da aynı şekilde bir çelişki olacaktır.