Duyumsal olan uyandırılır ama hareket durumuna değil, suskun sükûnete, neşe ve sevince değil, derin melankoliye. Arzu henüz uyanmamıştır, melankoliyle iç içedir. Arzulanan, arzunun içinde hep vardır, oradan yukarıya yükselir ve hayret verici bir alacakaranlığın içinde kendisini gösterir.
Bu durum duyumsal olanın katmanında meydana gelir, bulutlar ve sislerle uzaklaştırılır, onlara yansıyarak yaklaştırılır. Arzu, arzunun nesnesi olacak olana sahip olacaktır ama ona onu arzulamadan sahiptir ve bu nedenle ona sahip değildir. Bu ıstıraplı ama tatlılığıyla da cezbedici ve büyüleyici bir çelişkidir, hüznüyle, kahrıyla bu evreyi çın çın çınlatır. Istırabı aşırı az olmasında değil ama daha ziyade aşırı fazla olmasında yatar. Bu arzu sessiz bir arzudur, hasret sessiz bir hasrettir, sevdalanmak sessiz bir sevdalanmadır, arzunun hedefi orada uyanıp canlanır ve arzunun o kadar yakınındadır ki, içindedir. Arzulanan arzunun üzerinden süzülür, içine dalar, ki bu hareket ne arzunun kendi çekim gücünden ne de arzulanmasından kaynaklanır. Arzulanan kayıplara karışmaz, arzunun kollarından sıyrılmaz, zira arzu tam o zaman uyanacaktır; o arzunun çekimine kapılmaksızın oradadır, bu yüzden karamsarlığa kapılır, zira arzulamaktan âcizdir.
Arzu uyanır uyanmaz veya daha doğrusu, uyandığı farz edilirse arzu ve arzulanan birbirinden ayrıldığı için, o zamana kadar arzulanandan ötürü nefes alamayan arzu şimdi rahat ve derin bir nefes alır. Arzu uyanmadığında, arzulanan türlü hokkabazlıklarla onun gönlünü çeler, evet, neredeyse kaygı yaratır. Arzu nefes almalıdır, kaçış yolu bulmalıdır; bu ikisinin birbirinden ayrılmasıyla mümkündür; arzulanan mahcubane firar eder, bir kadın gibi pısırıkça ve çekingence ve ayrılış gerçekleşir, arzulanan yükseklerde belirmektedir veyahut her halükârda arzunun