David Gilmore

Duyumsal olan uyandırılır ama hareket durumuna değil, suskun sükûnete, neşe ve sevince değil, derin melankoliye. Arzu henüz uyanmamıştır, melankoliyle iç içedir. Arzulanan, arzunun içinde hep vardır, oradan yukarıya yükselir ve hayret verici bir alacakaranlığın içinde kendisini gösterir. Bu durum duyumsal olanın katmanında meydana gelir, bulutlar ve sislerle uzaklaştırılır, onlara yansıyarak yaklaştırılır. Arzu, arzunun nesnesi olacak olana sahip olacaktır ama ona onu arzulamadan sahiptir ve bu nedenle ona sahip değildir. Bu ıstıraplı ama tatlılığıyla da cezbedici ve büyüleyici bir çelişkidir, hüznüyle, kahrıyla bu evreyi çın çın çınlatır. Istırabı aşırı az olmasında değil ama daha ziyade aşırı fazla olmasında yatar. Bu arzu sessiz bir arzudur, hasret sessiz bir hasrettir, sevdalanmak sessiz bir sevdalanmadır, arzunun hedefi orada uyanıp canlanır ve arzunun o kadar yakınındadır ki, içindedir. Arzulanan arzunun üzerinden süzülür, içine dalar, ki bu hareket ne arzunun kendi çekim gücünden ne de arzulanmasından kaynaklanır. Arzulanan kayıplara karışmaz, arzunun kollarından sıyrılmaz, zira arzu tam o zaman uyanacaktır; o arzunun çekimine kapılmaksızın oradadır, bu yüzden karamsarlığa kapılır, zira arzulamaktan âcizdir. Arzu uyanır uyanmaz veya daha doğrusu, uyandığı farz edilirse arzu ve arzulanan birbirinden ayrıldığı için, o zamana kadar arzulanandan ötürü nefes alamayan arzu şimdi rahat ve derin bir nefes alır. Arzu uyanmadığında, arzulanan türlü hokkabazlıklarla onun gönlünü çeler, evet, neredeyse kaygı yaratır. Arzu nefes almalıdır, kaçış yolu bulmalıdır; bu ikisinin birbirinden ayrılmasıyla mümkündür; arzulanan mahcubane firar eder, bir kadın gibi pısırıkça ve çekingence ve ayrılış gerçekleşir, arzulanan yükseklerde belirmektedir veyahut her halükârda arzunun
Sayfa 132 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Reklam
İnsanın kavramı ruhtur ve onun iki ayak üzerinde de yürüyebilmesinden rahatsız olmamak gerekiyor. Dilin kavramı düşüncedir ve bazı duygusal insanların, dilin en büyük öneminin belagatsiz sesler üretmek olduğu kanısında olması bizim kafamızı karıştırmamalıdır.
Sayfa 119 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Müziğin mutlak teması duyumsal erotik dehada yatıyor. Tabii bu hiçbir suretle, müzik başka şey ifade edemez demek olmuyor, ancak duyumsal erotik onun için uygun bir temadır. Benzer şekilde, heykel sanatı insan güzelliğinden başka çok şey betimleyebiliyor oysa onun mutlak teması insan güzelliği; resim sanatı yüceltilmiş güzelliklerden çok daha fazlasını betimleyebiliyor ama bu, yine de mutlak temasını oluşturuyor. Bu bakımdan, asıl mesele her sanat kolundaki temel kavramı görebilmek ve bu arada yapabileceği diğer şeylerden kafa karışıklığına düşmemektir.
Sayfa 119 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Bu duyumsal erotik deha tüm dolayımsızlığıyla ifade edilmekte dayatırsa, o zaman soru, hangi mediumun buna uygun düşeceği oluyor. Burada özellikle dikkate alınması gereken husus, dolayımsızlığıyla ifade edilmekte ve sunulmakta dayatıyor olması. Dolayımsızlığı ve bir öteki mediuma yansıtılması açısından dil kapsamına ve orada da etik hüküm ve şartlar kapsamına giriyor. Dolayımsızlığından ötürü sadece müzikle ifade edilebilir.
Sayfa 119 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Yunan kültüründe duyumsallık güzel bireyselliğin kontrolü altındaydı, daha doğrusu, hiçbir kontrol altında değildi; çünkü hükmedilmesi gereken bir düşman, baskı altında tutulması gereken tehlikeli bir isyancı değildi, o güzel bireyselliğin içinde, hayatın keyfini kendince yaşamakta serbestti. Dolayısıyla duyumsallık bir ilke konumuna yerleştirilmemişti; psişik nitelemenin oluşturduğu o güzel bireyselliği duyumsallık olmadan tasavvur etmek imkânsızdı; duyumsallıkta temellendirilen erotik de bu nedenle ilke konumuna yerleşmemişti.
Sayfa 116 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Reklam