David Gilmore

Bir zamanlar ben de gençtim, bir avareydim, âşıktım. Hasretini çektiğim kızı eskiden beri tanırdım ama farklı yaşam koşulları birbirimizi çok nadiren görmemize yol açmıştı. Buna karşın, birbirimizi daha çok düşünür olmuştuk. Ve bu müşterek meşgale bizi aynı anda hem birbirimize yakınlaştırdı hem de birbirimizden uzaklaştırdı. Görüştüğümüzde, öylesine nazenin, öylesine sıkılgandık ki, birbirimize görüşmediğimiz zamankinden çok daha uzaktık. Birbirimizden tekrar ayrıldığımızda ve bu müştereken duyduğumuz tedirginliğin nahoşluğu unutulduğunda, birbirimizi görmüş olmamız iyice anlam kazanır, o zaman hayallerimize yine aynen bıraktığımız yerden başlardık. Bu en azından benim açımdan böyleydi ve sevdiğim için de böyle olduğunu daha sonraları öğrendim. Evlilik bana çok uzaktı; buna karşın, anlayışımız bizi tahrik edecek hiçbir engel tanımıyordu; dolayısıyla dünyanın en masum aşkını yaşıyorduk.
Sayfa 322 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Reklam
Talihsiz bir aşk öyle bir yapıda olabilir ki, intihar estetik açıdan doğru addedilebilir, ancak bu takdirde bir aldatmadan kaynaklanmış olması lazımdır. Durum böyle olunca, intihar tüm yüceliğini kaybeder ve gururun ona vermeyi reddetmesi gereken bir özellik içerir. Ancak bu durum onun ölümüne mal olur demek, onu erkeğin öldürdüğünü söylemekten farksızdır. Ve bu deyiş genç kadındaki o güçlü içsel sıkıntılarla hakkıyla örtüşür, kadın orada teselli bulur. Ama yaşam her zaman estetik kategorilerle bağdaşmaz, her zaman estetik normlara boyun eğmez ve genç kadın ölmez. Böylece kadının etrafındakiler zor bir duruma düşer. O yaşamaya devam ederken, ölecek diye tutturmak yakışık almaz; sonra bunu artık ilk başlardaki o patetik enerjiyle yapamadıklarını da görürler, lakin öyle yapmazsa genç kadın teselli bulamayacaktı. Çevresindekiler de o vakit yöntem değiştirir. Erkek için o bir alçaktı derler, bir hilebaz, iğrenç biri, onun için hayatını feda etmeye değmezdi; unut onu, o şeyi de aklına takma, sadece bir nişandı, bu hadiseyi zihninden sil at, sonra hâlâ gençsin, gene umut edebilirsin. Bu genç kadını alevlendirir, zira öfkenin pathos'u ondaki diğer ruh halleriyle uyuşmaktadır, gururu her şeyi hiçe çevirmek gibi intikamcı bir düşünceyle doygunluğa ulaşır, erkeği harikulade bir insan diye sevmemiştir ki katiye. Ondaki kusurları çok iyi fark etmiştir de iyi bir insan, sadık bir insan olduğunu düşünmüştür, onu bunun için sevmiştir, şefkatinden dolayı sevmiştir ve bu yüzden onu unutması kolay olacaktır, zira o erkeğin varlığına asla muhtaç olmamıştır.
Sayfa 252 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Bir gerçekliğe sekte vurulduğu takdirde kopma genellikle çok daha derindir, her bir sinir koparılmıştır ve kopma bir kopma olarak görüldüğünde, başlı başına bir bütünselliğe sahiptir; bir olasılığa sekte vurulduğu andaki acı öyle fazla olmayabilir ama çoğunlukla bir iki ufak bağ dokusunu tek parça ve sapasağlam olarak geride bırakır, ki bu acının devamına neden olur. Yok edilen olasılık daha yüksek bir olasılık şeklinde başkalaştırılmış olarak kendini gösterir; buna karşın, sekte vurulan olasılık değil de bir gerçeklik ise böylesi yeni bir olasılık icat etmenin o kadar fazla bir çekiciliği yoktur, zira gerçeklik olasılıktan daha yüksektir.
Sayfa 250 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Bir aldatmanın bir aldatma olduğu dışsal olgusuna kesinlik kazandırmak zaten epey güçtür, kaldı ki mesele hiçbir suretle bununla veya devinimin durdurulmasıyla bitmez. Şöyle ki, aldatma aşk için mutlak bir paradokstur ve içinde reflektif bir kederin gerekliliği yatar. Aşkın farklı unsurları kişinin içinde birbiriyle çok farklı şekillerde kaynaşmış olabilir ve dolayısıyla birinin aşkı bir diğerinininkiyle aynı olamaz; bencillik ya da duygudaşlık üstün olabilir ama aşk nasıl olursa olsun, bütünselliği için olduğu kadar ayrı ayrı moment'leri için de aldatma bir paradokstur, düşünemez ama yine de sonuçta düşünmek ister. Evet, öyle ki, bencillik ya da duygudaşlık moment'lerinden mutlak surette mevcut ise, o zaman paradoks ortadan kalkar. Yani birey mutlak olan sayesinde refleksiyonu aşmıştır, tabii ki paradoks onu reflektif bir "nasıl" ile ortadan kaldıracağı anlamında düşünmemiştir ama tam da bu şekilde, bunu düşünmeyerek, kendini kurtarmıştır, refleksiyonun telaşlı bilgilendirmelerini veya kafa karıştırmalarının dert etmez, kendiyle barışıktır. Bencilce mağrur aşk gururu nedeniyle aldatma olgusunu kendisi için imkânsız addeder, lehinde ve aleyhinde ne denebilir, söz konusu kişi nasıl savunulabilir veya affedilebilir, bunları anlama derdinde değildir, kendinden mutlak surette emindir, çünkü birinin kalkıp da onu aldatmayı göze alacağına inanamayacak kadar gururludur. Duygudaş aşk dağları yerinden oynatabileceği inancına sahiptir, her savunma onun hiçbir aldatma söz konusu olmadığı inancının yanında hiç kalır, ona göre her suçlama hiçbir aldatma söz konusu olmadığını açıklayan, bunu muhtelif yollardan değil, mutlak yoldan yapan savunucusunun aleyhine hiçbir şey kanıtlamaz. Ama bu gibi bir aşk hayatta ya ender bulunur ya da belki hiç bulunmaz. Genel olarak aşk bünyesinde her
Sayfa 250 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Kederle neşe arasındaki ilişki burada şöyle bir belirtilmiş lakin tam betimlenmemiştir, neşenin kedere oranla çok daha kolaylıkla sanatsal olarak betimlenebildiği rahatça görülür. Bu hiçbir suretle kederin sanatsal betiminin mümkün olduğunu inkar etmek anlamına gelmez ama hiç kuşkusuz içselle dışsal arasına bir tezat koymanın elzem olacağı bir noktaya ulaşılacağı şeklinde anlaşılmalı, ki bu da sanatın onu tasvirini olanaksız kılıyor. Bu yine kederin bizzat kendi doğasından ileri geliyor. Neşe kendini açığa vurmak isterken keder kendini gizlemek ister, evet, hâttä bazen göz boyamak ister. Neşe konuşkan, girişken, açık yüreklidir, kendini dile getirmek ister; keder içine kapanık, suskun, yalnızdır ve özüne dönmenin peşindedir. Hayatı kabataslak da olsa kendine gözlem nesnesi yapmış olan hiç kimse bunun doğruluğunu elbette inkâr etmez.
Sayfa 235 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Reklam