Herkese merhaba, aslına bakarsanız bu kitapla alakalı olarak satırlar dolusu yazılabilir, ama tek kelime ile özetlemek istiyorum, “Dünyanın en uzun aşk mektubu”.
Ya / Ya DaSoren Kierkegaard · Alfa Yayınları · 2020363 okunma
Bu kitapta neyi beğenebilirsiniz?
-Kierkegaard, okuyucunun kendi yolunu bulmasını istemiş. Ya şöyle Ya da böyle rehberliği biraz da oradan geliyor. Bu anlamda, bu rehberlik çok hoş.
-Hegel'e alternatif olma mahiyetinde yazdığı bir metin.Ben pek ahım şahım bir felsefe okuru değilim ancak Hegel gerçekten çok anlaşılmaz. Ahım şahım felsefenin içinde olmak lazım. Tercih meselesi.
-Kierkegaard'ın en aşık döneminde kaleme alınış. Aşk ve evlilik ile ilgili çok ama çok fazla malzeme var.
Ancaaaaaak;
Bu kitapta ne hoşunuza gitmeyebilir?
Dediğimizde...
-O ne Don Giovanni güzellemesi öyle yahu. Başladı Don Giovanni bitti Don Giovanni...eh ama.
-900 Küsur sayfa...Ben, bir boşluk bulduğum zaman okuyayım diye kitap çantamdadır. Bu kitap mobil değil. Bildiğin tuğla gibi.
-Ve dolayısıyla çok fazla "gereksizlik" barındırıyor.
-Bu konuda ahkam kesebiliyorum çünkü, Kierkegaard, kalemine sakınmamış, yazmışta yazmış. Dönemin eleştirmenleri de buradan vurmuş hatta onu en çok bu eleştiriler üzmüş...?
-Bir de tam bir kaçak dövüş izliyorsunuz. Konunun özü bir cümle, açılım -zaman zaman- 80-90 sayfayı bulabiliyor...tahammül gerekli.
-Kitabı okumadan önce, Kirkegaard'ın hayatına oldu ki göz gezdirmediniz...bir çok şeyi anlamakta güçlük çekebilirsiniz. En çok, hiç bir yerinde bahsetmediği Babasının etkisi tabii ki.
Ezcümle,
Neden 10 verdin o halde; Bu gibi kitapların bence tek notu var; 10!
Ha sen 9 verip, Kartezyen bir akılla bunun ontolojisini de hem de burada açıklarsın, boyun ona yetiyordur...o halde buralarda ne ararsın. Yani bence 10 harici not; olmaması "bak burada buna dikkat etmen lazım" değil de; "Elbette, 'Ben' daha iyisini yazardım anlamına geliyor -benim için-de ondan.
Bir kere geri dönüp baştan okumam. (yukarıda saydığım sebeplerden dolayı) fakat ara sıra bazı yerlerine yeniden
İlk bakışta kitap, estetik ve etik yaşam arasında yapılan bir karşılaştırma gibi görünür. Bir tarafta hayatı hazların, tutkuların ve anlık heyecanların peşinden yaşayarak anlamlandırmaya çalışan insan vardır. Diğer tarafta ise sorumluluk alan, seçimlerinin sonuçlarını üstlenen ve kendisini bir karakter olarak inşa etmeye çalışan insan. Fakat Kierkegaard'ın başarısı, bu iki yaşam biçimini kuru bir ahlak dersi gibi sunmamasında yatar. O, okuyucuya hangi yolu seçmesi gerektiğini söylemez. Sadece önüne bir ayna koyar ve şu soruyu sorar: "Sen hangi hayatı yaşıyorsun?"
Kitap boyunca beni en çok etkileyen şey, seçim kavramının ele alınış biçimi oldu. Günlük hayatta seçimleri genellikle sonuçları üzerinden değerlendiriyoruz. Doğru mu yaptım, yanlış mı yaptım? Kazandım mı, kaybettim mi? Oysa Kierkegaard için asıl mesele sonuç değildir. Asıl mesele, insanın seçebilme cesaretidir. Çünkü seçmek, aynı zamanda vazgeçmektir. Her tercih, yaşanabilecek başka bir hayatın sessiz vedasını içinde taşır.
Bu yüzden kitapta sık sık kaygı duygusunun izlerine rastlıyoruz. Modern insanın yaşadığı birçok bunalımın kökeninde de bu yok mu zaten? Sonsuz seçeneklerin arasında yönünü kaybetmek... Bir yolu seçtiğinde diğer bütün ihtimalleri arkada bırakacağını bilmek... Kierkegaard, bundan yaklaşık iki yüz yıl önce bugünün insanını şaşırtıcı bir doğrulukla tarif etmiş gibi.
Kitabın dili yer yer ağır, hatta sabır isteyen bir yapıya sahip. Fakat bu zorluk, anlatılan düşüncelerin derinliğinden kaynaklanıyor. Ya/Ya Da hızlı tüketilecek bir eser değil. Bazı sayfalar birkaç dakikada okunuyor ama insanın zihninde günlerce kalıyor. Bazen bir paragrafın üzerinde durup düşünmek, onlarca sayfa okumaktan daha değerli hale geliyor.
Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan en önemli düşünce şu oldu: İnsan, hayatını
Varolugçu felsefenin öncülerinden Danimarkali filozof Soren Kierkegaard Ya/Ya da' da insan varolusunun estetik ve etik evrelerine isik tutuyor. Victor Eremita müstear ismiyle yayimlanan eserin ilk kisminda Kierkegaard, Epikürcü bir hazeiligi savunan geng bir adamin agzindan konusuyor. Birinci kisimdaki estetik yasam tarzina cevap niteliginde olan ikinci kismin konusunu etik yasam tarzi….
Ya / Ya DaSoren Kierkegaard · Alfa Yayınları · 2020363 okunma
Düşünün ki çok aşık olduğunuz nişanlınıza, "benden eş olmaz, ben evlilik adamı değilim" diyorsunuz ayrılmak zorunda kalıyorsunuz. Sonra inzivaya çekilip 11 ayda 1.000 sayfa metin yazarak bu metnin tarihin iyi felsefi yazılarından, tarihin en iyi melankoli duygularından, tarihin en iyi etik mektuplarından ve tarihin en iyi vaazından oluşmasını sağlıyorsunuz.
Sonra da "bu kitabı neden yazdığımı bilseydiler bana zır deli derlerdi." diyorsunuz. Çünkü siz bu kitabı aslında nişanlınıza "neden" olmadığını anlatmak için yazdınız.
Estetik bir hovarda olduğunuz için ayrılmadınız çünkü değilsiniz. Etik bir eş olduğunuz için evlenmediniz çünkü değilsiniz. Siz tarihin gördüğü en harika dindar filozofsunuz. Bunu bir ateist olarak ben söylüyorum.
Daha detaylı incelemesi kanaldaki videomuzda var. Tam tamına 2 saat 40 dakika inceledik. İncelememize Kierkegaard hakkında kitap yazmış, Hamza Celâleddin ve Dr.Şeniz Yıldırımer de eşlik ettiler. Hepinizi beklerim. Şimdiden teşekkürler.
youtu.be/TdT4IJWPbmU
Ya / Ya DaSoren Kierkegaard · Alfa Yayınları · 2020363 okunma
İnsanın varoluş problemine "kaygı" kavramı üzerinden ışık tutan Kierkegaard'ın, bakış açınızı genişletecek keyifli bir üslupla ele aldığı bu felsefî tartışmasını ilgisi olan herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
Kierkegaard, Wittgenstein ve Russell en sevdiğim ama okurken de en zorlandığım filozoflardır. Eserleriyle beraber hayat hikayelerinden de çok şey öğrenmişimdir. Ama karakter olarak her zaman kendimi Kierkagaard ile özleştiririm.
Yıllar önce "Ya/Ya da" okumaya çalıştığımda kitabın ortalarına geldiğimde boğulup bir kenara fırlatmıştım. Henüz doğru zaman değildi. Yıllar sonra 32 yaşıma geldiğimde bir kez daha elime aldım. Belki de bugüne kadar okurken en zorlandığım kitapların başında gelir. Kierkagaard bu kitabı müstear adla yayınladığında 30 yaşındaydı. Düşünebiliyor musunuz? Kendi içinde yaşadığı buhranları, nişanlısıyla nihayete erdiremediği ilişkiyi, evliliğe olan tavrını, toplumun evliliğe bakış açısını, yalnızlığını tarihin en uzun mektuplarını yazarak anlatmaya çalışıyor. Belki de 100 sayda anlatabileceği meramını tam 973 sayfada anlatıyor. Bu yüzden de okurken bazen boğuluyorsunuz, bazen uykuya dalıyorsunuz.
Kitabın ilk yüz sayfası inanılmaz derecede akıcı ve altı çizeceğiniz onlarca cümle barındırıyor. Sonrasında ise Mozart'ın Don Giovanni'sini değerlendiren yaklaşık üç yüz sayfa ile duvarları yumruklama seviyesine gelebiliyorsunuz. 973 sayfayı okumaya nasıl katlanabildim diye soracak olursanız, bazen öyle bir cümle kuruyor ki ifade edemediğim gerçekleri su yüzüne çıkarıyor. Zaten demiyor mu ki: "Yaşam çözülmesi gereken bir sorun değil ancak deneyimlenmesi gereken gerçekliktir."
Yaşım ilerledikçe Kierkagaard'ı daha iyi anlıyorum ve bu anlama yolculuğunun henüz yeni başladığının farkındayım. Dilerim bu hayat yolculuğum onun kadar yalnız sonuçlanmaz.
“Ya/Ya Da”, herkesin kolayca sindirebileceği bir kitap değil belki ama kesinlikle herkesin bir gün okuması gereken bir kitaptır. Kendini tanımak, hayatına yön vermek ve sorumluluk almak isteyenler için derin, etkileyici ve dönüştürücü bir yolculuk sunuyor.
Okurken birçok yerde durup düşündüm bazı bölümler adeta kafama kiremitler,tuğlalar yiyerek okuduğum cümlelerle doluydu.
Benim önerim bu kitabı mutlaka okumanız yönünde.
Amma velakin Soren Kierkegaard Bu kitabın ya en başından sonuna kadar okunmasını ya da hiç dokunulmamasını arzu etmektedir.
Okuyacak arkadaşlara kolaylıklar diliyorum.
Keyifli okumalar.
Ya / Ya DaSoren Kierkegaard · Alfa Yayınları · 2020363 okunma
“Eski devirlerin filozoflarından birinin dediğine göre, insan başından geçen her şeyi olduğu gibi bir yere kaydetseydi, daha ne olduğunu anlamadan filozof olurdu.”
Selamun aleyküm, ışık yolunda yürüyen, koşan ve yürümek istese de gidemeyen din kardeşlerim. Bir incelemede daha sizlerle birlikteyim. Bu akşam burada bulunmamızın sebebi Søren abimizin insanlığa bıraktığı şaheserin yüceliği karşısında hayranlığımızı sunmak. Dolayısıyla Søren abi için de her nerede ise oraya bir kahkaha göndermek. Hazırsak başlıyorum.
Søren abinin yıllar önce içime serpiştirdiği tohumlar gün geçtikçe içimde daha da derinlere ulaştı. Bir tohumu toprağa diktiğiniz zaman kuvveden forma geçmesini ve göklere, yani yaşama doğru yükselmesini beklersiniz dimi? Bende tam bu yazı yazılana kadar tamtersi oldu. Hiçbir zaman yeşermeyi ya da büyümeyi istemeyen veya böyle bir yetiye sahip olmayan bir ruhani tohum gibi derinlere doğru dalmaya devam etti. Bugün de yeterince derine ulaştığını düşündüğünden mi, yoksa daha fazla gidemediğinden mi veyahut o derinlikte karşısına dikilen ve bana ait olanların daha fazla geçiş izni vermediğinden mi emin değilim. Sebebi her ne olursa olsun şu anda yeşermeye başlamış durumdalar. Ben de bunların karanlıktan şafağa ulaşma maceralarını kendi gözlemimle anlatmaya çalışacağım. Bunu yine kendi kelime hazinem ve en değerli parçalarının birbirleriyle yaptığı garip danslarıyla açıklayacağım. Böyle bir girişimin de Babil Kulesi’nin yüksekliğini insan boyunu parametre alarak anlatmaya çalışmak kadar abes olacağının farkındasınızdır. Ne yazık ki, elimizde tek seçenek bu. Kendisini mezarından kaldırıp buraya getirsem bile bize hiçbir açıklama yapacağını zannetmiyorum. Kendine has baştan çıkarıcı bir bakış ve içten kahkaha atıp sonsuzluğun kadehinden doyumsuz bir şekilde içmeye
Ya / Ya DaSoren Kierkegaard · Alfa Yayınları · 2020363 okunma
Kierkegaard’a göre insanın en büyük problemi, kendini bir şekilde var etmeye çalışma çabasıdır. Bu bir zorunluluk ve seçim meselesidir. İnsan ya estetik bir yaşam tarzını ya da etik bir yaşam tarzını benimseyecektir. Bir orta yol yoktur.
Ya/Ya Da kitabına gelecek olursam; kitap iki varoluşsal yaşam tarzını (estetik ve etik) felsefi, psikolojik ve edebi bir derinlikle işlemektedir. Birinci bölümde estetik bir yaşam tarzını benimseyen “A” kişisi; sanat, güzellik ve zevk odaklı bir hayatı savunur. Yaşamın haz veren yönlerini kutsar, bu hazlara sığınarak sorumluluktan kaçar. Kendine hazla örülü bir yaşam kurmayı amaçlar. Bu hayatı “Baştan Çıkarıcının Günlüğü” bölümünde “Johannes” karekteri üzerinden kurgular. Johannes estetik birey tanımını somut halidir.
İkinci bölümde “B” kişisi etik yaşam tarzını temsil eder. “A” kişisine mektuplar yazarak onu etik yaşam tarzına, evliliğe, ahlaki kararlar almaya ve sorumluluk alarak kendini inşa etmeye davet eder.
19. yüzyılın en büyük düşünürü sayılabilecek Kierkegaard için varoluşun üç aşaması vardır. Ya/Ya Da kitabında işlenen estetik ve etik aşamaları dışında bir üçüncü aşama ise inanç aşamadır. Bu aşama Korku ve Titreme kitabında işlenmiştir. Estetik yaşam tarzını benimseyen insan sonunda; derin bir boşluk, umutsuzluk ve bulantı yaşayacaktır. Yaşamış olduğu suçluluk ve iç hesaplaşmalar sonucunda; kendini var etmeye çalışmayı bırakmayıp, kendini yeniden kurmak isteyecek etik yaşama geçecektir. Etik yaşamda hayatın sadece haz ile yaşanamayacağı anlaşılmıştır. Etik insan hayatı bir görev gibi yaşar. Sorumluluk alıp, seçimler yaparak kendi benliğini oluşturur. Ancak mükemmel olmadığının farkına vardığında inanç aşamasına geçmek ister ki bu sadece inanç sıçraması sayesinde mümkün olur. İnsanın inanç sıçraması yapabilmesi için; Tanrı
Soren Aabye Kierkegaard (1813-1855), Danimarkalı filozof ve teolog.
Kierkegaard dindar babasının etkisiyle din eğitimi alarak ve katı bir dini atmosfer içinde yetişti.Tüm yaşamında bu çocukluğun etkisi görülür.Kendisi de dinsel düşünceleri olan birisi olmakla birlikte sürekli din adamlarıyla, kurumlarıyla ve düşünceleriyle çatışma halinde oldu. Mevcut Hıristiyanlığın yozlaşmış olduğunu ileri sürdü ve Hıristiyan inancinin tamamen yenilenmesine yönelik eleştiriler geliştirdi. Kierkegaard, din ve Tanrıyı tamamen bireysel bir konu olarak değerlendirdi. Bu yönde giderek sistematik felsefenin bireyi göz ardı eden bütüncüllüğünü de reddetti. Felsefesinde bireyi merkeze aldı.
Felsefesi
Kierkegaard, varoluşçuluğun öncülerinden sayılır.Varoluşçu felsefe bir bakıma her varoluşçu filozofta kendine özgü bir nitelik kazanarak ayrıca tanımlanır, ancak bilinen genel nitelikleri ve felsefi özgürlüğü açısından varoluşçuluğun kurucu isimlerinin başında Kierkegaard sayılmaktadır. Kierkegaard'ın belli bir felsefî sistematik geliştirmediği doğru olmakla birlikte (Kierkegaard bu anlamda Nietzsche gibi bağımsız ve dizgesiz filozoflardandır), kullandığı kavramlar ve felsefe yapma tarzı sonradan varoluşçu felsefelerde görülen nitelikleri barındırır. Kierkegaard'ın itiraz ettiği ve sürekli eleştirdiği filozof Hegel'dir. Hegel'in rasyonalist ve sistematik felsefesi Kierkegaard için kabul edilemezdir.Varoluşçu felsefelerde görülen kavramların çoğunluğu öncül olarak Kierkegaard'da görülür: saçma, bunaltı, korku ve kaygı.Kierkegaard'ın felsefî sorunsalı bir bakıma mevcut Hıristiyanlık içinde ve hatta karşısında nasıl iyi bir Hıristiyan olunacağı noktasına da bağlıdır. Kierkegaard, felsefe tarihinin soyut mantıksal kurgularla geliştiğini ve bu nedenle bireyi, bireyin gerçek yaşamını gözden kaçırdığını düşünür.Ona göre varoluş, somut ve öznel insanın yaşamıdır.Bu nedenle felsefe somut düşünmeye, yani varoluşa yönelmelidir.