David Gilmore

Kierkegaard insanların kendileri hakkında düşünmemeyi seçtiklerini, "onlar için hakiki olan hakikati" keşfetmek yerine hayatlarını rahatça düzene sokan dışarıdan verili hakikatleri tercih ettiklerini gözlemlemişti. İnsanlar kendilerini, öznel hakikatlerini ve içselliklerini unutarak yaşıyorlardı. Ama daha vahimi, bu unutuşun sebep olduğu muazzam kaybın farkında bile değillerdi. Ölümcül Hastalık Umutsuzluk'ta Anti-Climacus takma adıyla şunları yazmıştı Kierkegaard: "Dünyada çok sessiz bir şekilde gerçekleşebilecek en büyük tehlike; kişinin, sanki daha önce hiç olmamışçasına, kendini kaybetmesidir. Başka hiçbir kayıp bu kadar sessiz sedasız gerçekleşmez; diğer her kayıp -kol, bacak, para, eş, vs- muhakkak fark edilir." Bu kayıp karşısındaki vurdumduymazlık, insan kalabalığına ekleme yapmaktan öteye gitmeyen eğitim ve kültür kurumlarının aynı kalıptan çıkma tek tip insanlar yetiştirmesinin sonucuydu. Bireylerin kendilerine has varoluşlarını ve öznel hakikatlerini keşfetmelerine fırsat tanımayan bir toplumsal yapı hakimdi. Kierkegaard, insanların yığınlar halinde aynılaştığı bir çağda, samimiyet ve iç dünya sorularının üzerindeki baskılayıcı örtüyü yırtmayı amaç edinmişti.
Sayfa 23 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kişisel meseleleri ile felsefi problemlerini ayıklanamayacak denli birbirinin içine karıştırması Kierkegaard'un spekülatif felsefeye karşı aldığı tavrın da bir ürünüydü. İnsan olmanın sürekli kaynayan, oluş halindeki, gerilimli ve çıkmazlı, yoğun bir iç dünyaya sahip olmaktan yalıtılamayacağını düşünüyordu. Tutkudan sökülen, varoluşu salt düşünceden tesis eden, insanı hayatın çelişkilerinden azat edip nesnel, dışsal ve evrensel hakikatin parçası haline gelene kadar öznelliğini törpüleyen teorik sistemlere karşıydı savaşı. Varoluş, insanın kendi olması yönündeki daimi çabasıdır. Onu cansız ve donuk kavramsal kalıplara sokmaya çalışmak ve rasyonel bir biçimde temellendirmeye girişmek, varoluşun, yani bu daimi çabanın en kendisine has devinimini hiçe saymaktır: "Benim için hakiki olan hakikat" arayışını. Bu öznel hakikat ancak içsellikte "yaşanabilirdi."
Sayfa 21 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Kierkegaard bu kitapta kendi özel hayatından aldığı tüm malzemeyi insan olmanın içsel çelişkilerini anlamak ve ortaya koymak için kullanmış ve bunu yaparken felsefenin alışılmış sınırlarını fazlasıyla zorlamıştır. 1835 yılında, yani henüz yirmi iki yaşındayken günlüğüne şunları yazmıştı: "[...] asıl mesele, benim için hakiki olan bir hakikat bulmaktır; ömrümü adayacağım ve uğrunda ölmeyi göze alacağım hakikati bulmaktır."¹ Bir Kierkegaard mottosu haline gelecek olan bu cümle, düşünürün ömrü boyunca içselliğe, öznelliğe, tekil varoluşa, öznel hakikate yapacağı vurgunun habercisidir.
Sayfa 19 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Çoğunlukla yalnız ve yazarak geçirilen kırk iki yıllık bu kısacık ömrün, düşünürün eserlerini incelerken ve tartışırken bu denli konu edilmesinin sebebi nedir diye sormadan edemeyiz. Sebebi tabii ki Kierkegaard'un kendi hayatına yaklaşımıdır. Karşımızdaki düşünür, hayatını eserlerinin içine ilmek ilmek dokuyan, varoluşunu neredeyse yazarak oluşturan biriydi. Hayatı ve varoluşu anlamak için kendi hayatını çok ciddi bir biçimde gözlemliyordu; yaşadığı her ilişki, her duygu, her ruhsal çatışma, her çelişki, her hesaplaşma felsefi malzeme haline geliyordu onun elinde. Kendini ve ruh durumlarını anlamak, çelişkileriyle boğuşmak, çıkmazlarıyla baş edebilmek, nihayetinde "kendi olmak" için yazıyordu. Dolayısıyla Kierkegaard'un felsefi sorularının, dertlerinin ve meselelerinin kaynağı kendi hayatıydı. O, içeriyi dışarıya taşıyordu; dışarıyı içeriye değil.
Sayfa 19 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı
Wilhem, genç esteti, hayatını sadece kendine hizmet etmek, haz almak ve tahammül edemediği durumlardan anında kaçmak üzerine inşa ettiği için fazlasıyla bencil bulur; bağlılıktan, taahhütten, sorumluluktan kaçışın ete kemiğe bürünmesidir o adeta. Wilhem, estetin toplumsal hayattan ve insanların birbirinden sorumlu oluşundan bihaber olduğunu düşünür. Hakiki ve fiili ilişkilerin yerine fantazileri geçirerek estet kendini kandırır. Hayal dünyasında yaşar; dolayısıyla fiili dünyada hareketsizliği seçmiştir. Çünkü imkânlarla oynaşmak eğlenceli olsa da imkânı gerçekleştirmeyi göze alamamak onu hep ideal dünyanın korunaklı alanında muhafaza etmektir. Oysa karar sorumluluk alma kararıdır. Diğer bir deyişle, tasavvur edilen imkân çeşitliliğinden birini seçip onu fiili kılma yolunda bir adım atmayı gerektirir. İmkânın fiili kılınması süreci bir bilinmezliktir. Ama seçim tam da bilinmeze rağmen yapıldığı için seçimin sorumluluğunu üstlenmek zorlayıcıdır. Seçmek pasifliği yarar. Dahası, zihnine, imgelemine geri çekilen estetik evrenin aksine, etik evrede seçimler toplumsal bağlamda kendini gösterir. Oyunlarda, ideallerde ve fantazilerde saklanmanın yerine, yapılan seçimlerin ve alınan sorumlulukların kamusal görünürlüğü vurgulanır. Diğer bir deyişle, hayal alemindeki gezintiler, imkânlarla flörtleşmeler, hislerin ve duyumların sunduğu ilginç dünya yansımalarıyla donatılmış estetik evre, kişinin inisiyatif alıp bir söz vermesiyle, kendisini bir şeye adamasıyla, hayatına kattığı bir bağlılıkla aşılır. Etik evre ise verilen bir taahhüdü ve onunla gelen sorumluluğu merkez alır.
Sayfa 14 - Alfa Kitap
Kitap Alıntısı