Bir devletin zengin olabilmesi fazlaca üretim gerektirir. Onca ticaret kolu içinde, birinin bir süreliğine güçlük çekmemesi, dolayısıyla işçilerin anlık bir sıkıntı içinde bulunmaması imkânsızdır.
İşte o zaman devletin, ya halkın acı çekmesini ya da ayaklanmasını önlemek için acil yardımda bulunması gerekir. İşte o zaman bakımevleri veya sefaleti önleyecek muadil bir kurumun düzenlenmesi şart olur.
Fakat millet fakir olduğunda, kişisel yoksulluk genel sefaletten kaynaklanır. Kişisel yoksulluk, tabir caizse genel sefalettir. Dünyanın bütün bakımevleri bir araya gelse böyle bir kişisel yoksulluğu tedavi edemez. Aksine, bakımevlerinin esinlediği tembellik hali genel yoksulluğu, dolayısıyla kişisel yoksulluğu artırır.
Devlet sokaktaki çıplak adama bir iki sadaka vermekle yükümlülüklerini yerine getirmiş olmaz. Devlet her vatandaşa güvenli bir geçim kaynağı, besin maddesi, uygun giyecekler ve sağlığa zararlı olmayan bir hayat tarzı sağlamak zorundadır.
Dilenciler gibi, hiçbir şeye sahip olmayan insanların çok çocuğu olur. Zira bu insanlar, kuruluş aşamasındaki halklar gibidir. Çocuklarına mesleğini öğretmek babaya hiçbir külfet getirmez, çocuklar daha doğarken bu mesleğin araçları addedilir. Zengin veya batıl inançlara sahip bir ülkede bu insanlar çoğalırlar, zira toplumun hiçbir yükünü çekmezler, aksine kendileri topluma yük olurlar.