Bir ülkede gereksiz şeylere rastlamamak zordur. Gereksiz şeyleri faydalı, faydalı şeyleri zorunlu kılmak ise ticaretin doğasında vardır. Böylece devlet, zorunlu şeyleri daha çok sayıda uyruğa verebilir.
İki tür fakir halk mevcuttur. Bir tarafta, yönetimin sertliği sonucu fakirleşmiş halklar vardır. Bu insanlar neredeyse her türlü erdemden yoksundur, zira fakirlik esaretlerinin bir parçasıdır. Diğer tarafta ise hayatın sunduğu konforlara burun kıvırdıkları veya bunları hiç tanımadıkları için fakirleşmiş halklar vardır. Bunlar büyük işler başarabilirler, zira fakirlik özgürlüklerinin bir parçasıdır.
Ticaretin doğal etkisi insanları barışa teşvik etmesidir. Karşılıklı ticaret yapan iki millet birbirine bağımlı hale gelir. Birinin çıkarı satın almak ise, diğerinin çıkarı satmaktır. Bütün birlikler karşılıklı ihtiyaçlar üzerine kurulur.
Fakat ticaret ruhu milletleri birleştirse de, şahısları aynı şekilde birleştirmez. Sadece ticaret ruhuyla hareket eden ülkelerde, her türlü insani eylemin ve her türlü ahlâki erdemin de ticaretinin yapıldığını görüyoruz. İnsanlığın gerektirdiği en ufak şeyler para karşılığında yapılıyor veya parayla satılıyor.
Ticaret insanları yıkıcı önyargılarından kurtarır. Esnek ahlâk kurallarına sahip her yerde ticaretin olması, ticaretin olduğu her yerde de esnek ahlâk kurallarının olması hemen hemen genel bir kural gibidir.
O halde, ahlâk kurallarımız bugün eskiye göre daha az vahşi ise buna şaşırmayalım. Ticaret, bütün milletlerin ahlâk anlayışının her yere girmesini sağlamıştır. Bu anlayışlar kendi aralarında kıyaslanmış ve bundan büyük iyilikler doğmuştur.