Felsefi anlamda özgürlük, kişinin kendi iradesini uygulaması veya en azından kendi iradesini uyguladığına dair sahip olduğu kanıdır. Siyasi anlamda özgürlük ise, güvenlik veya hiç olmazsa kişinin kendi güvenliği konusunda sahip olduğu kanıdır.
Söz konusu güvenlik en çok kamusal veya özel suçlamalar sırasında zarar görür. Öyleyse vatandaşların özgürlüğü temelde ceza kanunlarının iyiliğine bağlıdır.
Devlet yapısı özgür olsa da vatandaşlar özgür olmayabilir. Vatandaşlar özgür olsa da devlet yapısı özgür olmayabilir. Bu gibi durumlarda devlet yapısı fiilen değil hukuken özgür, vatandaşlar hukuken değil fiilen özgür olur.
Özgürlüğü devlet yapısıyla ilişkisi içerisinde biçimlendiren yegâne şey kanunların, hatta temel kanunların tabiatıdır. Buna karşılık, vatandaşlarla olan ilişkide, bu kitapta da göreceğimiz gibi, ahlâk kuralları, davranış biçimleri, emsaller özgürlüğü ortaya çıkartabilir, bazı medeni kanunlar özgürlüğü teşvik edebilir.
Devlet çoğu zaman en büyük geçişi belli bir devlet yapısı içindeyken değil, yavaş yavaş bir devlet yapısından ötekine geçerken yaşar. O sırada yönetimin bütün mekanizmaları gerilir; bütün vatandaşlar çeşitli fikirler öne sürer; insanlar birbirine saldırır veya yaklaşır; çöküş halindeki devlet yapısını savunanlar ile o sırada ağır basan devlet yapısını savunanlar arasında asil bir rekabet yaşanır.
Bu tür cumhuriyetlerde bir vatandaşın durumu nasıldır, bir bakalım. Yüksek memurlardan oluşan tek bir kurum, yasaların yürütücüsü sıfatıyla yasa koyucu olarak kendine tanıdığı yasama gücüne de tümden sahiptir. Bu kurum genel kararlarla devleti yerle bir edebilir; yargılama gücünü de elinde tuttuğundan, özel kararlarla her bir vatandaşı mahvedebilir.
Bütün güç tek elde toplanmıştır. Burada zorba bir prensi sarıp sarmalayan aleni debdebe yoktur, yine de halk zorbalığı her an hisseder.