David Gilmore

Bilge bir kanun koyucu, insanları, cezalar ile ödülleri dengeleyerek, bu insanların karakterine uygun felsefi, ahlâki ve dinî vecizlere başvurarak, onur kurallarını uygulayarak, utanç duygusunu kullanarak, sürekli bir mutluluğun, tatlı bir huzurun verdiği hazza işaret ederek yola getirmeye çalışırdı. Şayet kanun koyucu ancak zalim cezalarla durdurulmaya alışan insanların daha hafif cezalarla durdurulamayacağından endişe duyarsa, katı ve duygusuzca hareket ederdi ve bütün vakalarda cezaların hafifletebileceği güne kadar, ancak en affedilebilir vakalarda suçun cezasını hafifletebilirdi.
Sayfa 109 - Türkiye İş Bankası Yayınları
Kitap Alıntısı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsanları yönetirken aşırı uçlara gitmek gerekmez. Onları yönetmek için doğanın bize verdiği imkânları makul bir şekilde kullanmalıyız. Her türlü ahlâksızlığın sebebi araştırılmalıdır. Görülecektir ki, bunun nedeni, cezaların hafifliği değil, suçların cezasız kalmasıdır. İnsanların başına utancı bela eden doğaya uyalım biz de ve cezanın en büyük kısmı, cezaya çarptırılmış olmanın utancı olsun. Ceza almaktan utanç duyulmayan ülkeler varsa, bu durum namussuzları da iyi insanları da aynı cezalara çarptıran tiranlıktan ileri gelir. İnsanların sırf zalim cezalar yardımıyla zapt edildiği başka ülkelere rastlarsanız, bunun yine büyük ölçüde küçük kabahatler için ağır cezalara başvuran yönetimin uyguladığı şiddetten kaynaklandığından emin olabilirsiniz. Bir kötülüğü düzeltmek isteyen kanun koyucu çoğu kez sadece verilecek cezayı düşünür. Sadece bu konuya yoğunlaşır, sakıncalarını düşünmez. Kötülük ıslah edildikten sonra görülen sadece kanun koyucunun sertliği olur. Ancak geriye bu sertliğin devlet bünyesinde yarattığı bir kusur kalır. İnsanlar yozlaşır, despotizme alışırlar.
Sayfa 107 - Türkiye İş Bankası Yayınları
Kitap Alıntısı
Roma'da bir vatandaşın başka bir vatandaşı itham etmesine izin verilirdi. Bu kural her bir vatandaşın kamu refahı konusunda sınırsız bir şevk duyduğu, her bir vatandaşın vatana ilişkin bütün hakları elinde tuttuğu farz edilen cumhuriyet yönetiminin ruhuna uygun olarak konmuştu. İmparatorlar zamanında da, cumhuriyetin bu anlayışı devam etti. Fakat hemen birtakım uğursuz adamlar peyda oldu: muhbirler ordusu. Bir sürü ahlâksızlığa ve maharete, alçak bir ruha ve hırslı bir zekâya sahip bu insanlar, mahkûmiyetleriyle im-patorları hoşnut etmeye aday suçlular aramaya başladılar. Şeref nişanlarına, servete giden yol bu idi.
Sayfa 103 - Türkiye İş Bankası Yayınları
Kanunlar prensin gözleridir. Prens o gözler olmadan göremeyeceklerini onlar sayesinde görür. Prens mahkemelerin görevini mi üstlenmek istiyor? O halde artık kendisi için değil, kendisini baştan çıkartanların lehine, kendi aleyhine çalışacak demektir.
Sayfa 101 - Türkiye İş Bankası Yayınları
Kitap Alıntısı
Daha önce de belirttiğimiz gibi, sırf hayatın konforlarından yararlanma umudunun insanları harekete geçirdiği istibdat yönetimlerinde, hükümdar mükâfat olarak ancak para verebilir. Onurun tek başına hüküm sürdüğü monarşilerde, şayet onurun belirlediği unvanlar zorunlu olarak başka başka ihtiyaçlar doğuran bir lüksle birleşmezse, prens sadece unvan vererek ödüllendirebilir. Bu yüzden monarşilerde prens, servete götüren unvanlarla ödüllendirir. Buna karşılık, kendi kendine yeten bir saik olan ve diğer bütün saikleri dışlayan erdemin hüküm sürdüğü cumhuriyetlerde, devlet sadece bu erdeme duyduğu şükran duygusuyla ödüllendirir. Genel kural: Monarşilerde ve cumhuriyetlerde büyük ödüller dağıtılması, bu yönetimlerin yozlaştığının işaretidir. Zira bu ödüller, söz konusu yönetimlerin prensiplerinin bozulduğunu kanıtlar. Bir tarafta onur fikri güçten düşmüş, öbür tarafta vatandaş niteliği zayıflamış demektir.
Sayfa 85 - Türkiye İş Bankası Yayınları
Kitap Alıntısı