Simdilik, burada karşıma çıkan bu insanlarla bir arada yaşıyor, onlarla yiyor, içiyor, hatta şakalaşıyorum. Fakat içimden, varlıklarını bile duymuyorum desem yalan değil. iç yaşamım, hiç şaşmadan, gideceği yola gitmekte.
Bugüne dek ruhum, tepesindeki kaleye sırtını vermiş derme çatma surların çevrelediği bir kente benziyordu. İster savaş, ister barış zamanı olsun, kentin savunmasına pek aldırmaz, ancak kaleyi elden kaptırmamaya çalışırdım. Şimdi artık kenti de sağlamlaştırmaya başladım. Ama, saldırı hafif ordularla oluyormuş, ne çıkar?
Buna da - özellikle burada- çok gereksinme duyuyorum; zira, enerjimizin hiçbir fayda sağlamadan kendi kendine telef olduğunu gördüğümüz bir çevrede yaşamak doğrusu zor.
Pişmanlık! Çoğu zaman
karıştırılan küçük bir üçlü vardır: Üzüntü, vicdan azabı, pişmanlık. Üzüntü tanrıların hediyesidir; vicdan azabı tanrıların kamçısıdır, ya pişmanlık.. ? Pişmanlık hiçbir șey değildir. Bir emri zamanında yerine getiremeyeceğin zaman yazdığın mektupta söylediklerindir.