Hatta bir keresinde Galip’in sevgisini ölçmek için miydi bilinmez, kıskandırma maksatlı başka bir çocukla teneffüse çıkmıştı Melek. O an Galip’in etlerini kanatırcasına bir diş sıkışı vardı ki aslında kanayan diş etleri değil, düşleriydi. Ne güzel ifade etmişti Yaşar Kemal “insan, düşleri öldüğü gün ölür,” derken. Ne kadar da haklıydı. Belki de düşsel ölümlerdi bizi yavaş yavaş biyolojik ölüme götüren.
Bir keresinde ilkokulda öğretmeni sınıfa doğru gülümseyerek “Bir dileğinizin gerçek olacağını bilseydiniz, ne dilerdiniz?” diye sormuştu. Herkesin verdiği cevaplar oldukça basitti. Daha sonra öğretmen “Ben sınırsız dilek hakkı dilerdim,” diyerek sınıfa akıl almaz bir cevap verdiğini düşünürken Galip araya girmiş “Öğretmenim ben ise hiç dilek tutmayacağımız bir dünya isterdim,” demişti. Öğretmen önce gülmüş, durumu idrak ettikçe morali bozulmuştu. Hiç dilek dilemeye gerek duymayacağımız, kinden ve hırstan arınmış bir dünya, ne güzel bir dünyaydı.