Dünyanın zirvesinde kahkahalarla gülüyordum şimdi. Hemen arkamda ölümün de bana güldüğünü biliyordum.
Pazarlığa açık değilse ruhum, Şeytan beş para vermeyeceğindendir; çünkü ben Alper Kamu, gösterişli bir yalan, insanlığın kara yazgısına vurulmuş lanetli bir mühürden başka bir şey değilim.
Aklımdan o kadar karanlık, o kadar feci şeyler geçti ki, bir noktada nasıl olup da böyle kötü biri haline geldiğimin muhasebesini yaparken buldum kendimi. Netice itibarıyla insanın gerçekten kötü birine dönüştüğü anın, artık kötü birine dönüştüğünü kabullendiği an olduğu kanaatine vardım.
Beni saçlarımdan tutup sağa sola yatırmak suretiyle kulaklarımın arkasında, koltuk altlarımda temizlik değil de daha ziyade bir mikrop soykırımı yapıyor gibiydi. Dediğim gibi, böyle durumlarda sessizce acıya katlanıp vakarımı korumaya çalışırım; ama eziyet dayanılacak gibi değildi, bir noktada acıyla bağırarak tabureden kalktım. Bakterilerle giriştiği kişisel savaşı kesintiye uğrayan annem hayal kırıklığı içinde, "Ne oluyor?" diye sordu.
"Anneciğim, istersen mikroplardan bir tanesini sağ bırakalım," dedim. "Böylece gidip arkadaşlarına başına gelenleri anlatır, bir daha da hiçbiri bana bulaşmaya cesaret edemez."
"Gel buraya. Üşüyeceksin," diyerek beni kolumdan çektiği gibi tabureye oturttu ve bir maşrapa kaynar suyu kafamdan aşağı döktü. Her durumda, sabunlama faslına son vermesi sevindiriciydi.