kalbim sağırlaştı ve öldü, yeni bir hayat yok ona, ama düşünce hâlâ canlı, bir zamanlar Samson gibi kuvvetli, ama şimdi çocuk gibi savunmasız ve zayıf olsa da hâlâ mücadeleci: Acıyorum ona, ah, benim zavallı düşüncem.
... bizi ayıran küçücük bir köprü vardır, hepsi o kadar. Ama tam sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam "bu köprüyü geçip bana gelir misin?" İşte o anda artık bunu istemeyiverirsin; sorumu tekrarlasam, öylece suskun kalırsın. O andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer; bizi ayıran ve birbirimize yabancılaştıran duvarlar bitiverir önümüzde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayız...
"...bu kitapları okumayı düşünüyordum. Ah, şu entelektüellerin üç milimetrelik iris aralığından beynin içine tüm bu bilgileri aktarmak için sarf ettikleri bitip tükenmeyen çabalar."
“Ey Elenler (Yunanlılar), azminizin düşmanı olan Türkleri öldürünüz, Türkiye'yi alınız” (Damyanos'un) bu cümlesini Yunan sosyalist gazetelerinden biri, bir gün almış, mizah sütunlarına geçirmişti. Damyanos burada, karikatür halinde kocaman bir kazana Yunan askerleri atıyordu. Altında şu cümle vardı: “Türkiye'yi istila için adedi kifayet etmeyen Yunanlıların sulandırılıp çoğaltılması”
Tarih boyunca, dinler arasında en temiz ve en mükemmel olan Kur'an'ın monoteizmi tedricen kompromite edilmiş, pratikte ise dinî ticaretin iğrenç şekilleri ortaya çıkmıştır. Kendilerini dinin koruyucusu ve yorumcusu sanan kimseler, her halükarda çok güzel ve kârlı olarak dinden meslek yaptılar ve hiçbir vicdani rahatsızlık duymadan dinin hayata geçirilemeyişini kabul ettiler