Sic Mundus Creatus

Sic Mundus Creatus
@Plainview
Günün sonunda
Hiç son sahneyi düşündün mü? Evet, nasıl biteceğini düşünüp düşünmediğinden bahsediyorum. Görkemli ışıklar eşliğinde veya bir çukurda hareket ettikçe karanlığın içinde ki çamura batar gibi. Her ne olursa olsun tüm kurguların ortak bir çıktısı var değil mi? Ölüm. Milyarlarca insan deneyiminin sona erdiği, o kasvetli dağın zirvesi. Bunu düşünmek korku veriyor. Yalnız bir şey onun efendisi olur, sadece tek bir şey ona diz çöktürmeyi başarabilir. Kendini tüm keşkelerinden bunun için azat etmelisin. Yıllar sonra sıcak yatağında ölümü beklerken, o günleri bugün ile değişmek isteyeceksin. Tek bir keşke bile bırakmamak için tüm yaşamında. Pişmanlık en güçlü duygulardan birisidir, bu öyledir ki senin enerjin olan bir hayatı tamamen alt üst edebilir. Hala yaşadığını varsayarsan, vaktin var demektir.
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir hikaye anlatmak istiyorum, bu sefer anlatacağım şey kibir dolu kalplerin bulunduğu bir şehirde geçiyor. Geceleri uykusunu, gündüzleri ise zihnini sevdiği kadın için düşünmeden feda eden Albert, bir gün bilincinin artık bu uykusuzluğa dayanamadığını fark etmiş. Artık bu mistik olgudan bir süre uzaklaşıp sevdiği kadın için daha iyi bir Albert olmak istemiş. Zihninin bu bulanıklığının bir süre sonra parçalanmaya yol açabileceğini ve hatırladığı her şeyin orada saklı kalmasını istediğini, unutmak istemediğini sevdiği kadına söylemiş. Meğerse sevdiği kadın da aynı şeyleri yaşadığını ve bu konuları aslında Albert'a nasıl söyleyeceğini planlıyormuş. Aslında bu haber ona buruk bir mutluluk yaşatmış. Yaşanılan şeylerin zorluğundan birincil gözle haberdar olup sevdiği kadın için üzülmüş ama bu hisleri bir köşeye sıkıştırarak onu kırmadan ve yanlış anlaşılmalar olmadan anlatabildiği için mutluymuş. Günler geçmiş haftalar geçmiş birbirlerinden uzak bir hayat yaşamaya başlamışlar. Bu hastalığın bu kadar inatçı bir yapısı olduğunun daha ilk zamanlarda zaten farkına varmış, sonrası için gerçekleşen şeyler daha üzücü. Hastalık artık ikisin de anılarına ve hatırladığı güzel şeylere saldırmaya başlamış, belki daha fazlasına. Her gece huzurlu bir uyku için yattığı yataktan Albert korku dolu çığlıklarla uyanır olmuş çünkü bir süre sonra hastalık onun zihnine de sıçramış. Albert bu çaresiz ve acınası durumdan nasıl kurtulabileceği ile ilgili bir sürü plan yapmış, çevresinde yaşayan alternatif tedavi kaynaklarını değerlendirmeye karar vermiş, buna devam ettiği süre boyunca her girdiği tedavi sonrası hastalığa daha bitkin düşer ve daha hızlı ilerlemesine neden olurmuş. Hastalıktan bitap düşmesine rağmen kendisini iyi hissettiği bir gün sevdiği kadının da onunla aynı hastalığı
Edebiyat
Kalbi kırık bir insan cennete en uzak olandır çünkü içinde öfke vardır. Öfke en büyük günahtır, insan öfkeliyken daha iyi hisseder. O bir kaçış yoludur. Bu size tanıdık geldi mi? Daha iyi hissetmek, daima vazgeçilmeyen duygular ile birlikte olmak, adım attığı yere mutluluk ve sevinç götürmek ve hep tam olmak. Bu çok zordur, bu gerçekten çok zordur. İnsan böyle olmamalıdır çünkü insan böyle olmadığı içi hayatı yaşanılır kılmaktadır. Her şeyin farklı bir rengi dokunduğu her yüzeyin parmaklarına farklı hissettirmesi. Çeşitlilik. Asıl öfke bunların yoksunluğudur ve bu cahil bir yaşamdır. Büyük düşünürlerin bazılarından okuduğunuz bir kitapta veya çevrenizde size öğüt veren saçları ağarmış bir insanda olabilir, bu sözü çok iyi biliyorsunuz muhtemelen yakından tanıyorsunuz ; Cahillik mutluluk getirir. Kararlılıkla buna katılmıyorum, bu bir ön görü değildir. Yavaşlatma ve dünya algısından uzak durmaya teşvik eden zorlayıcı yapıda bir düşüncedir. Öfkenin sebebini bil onu bul ve söndürmeden yüreğinde tut. Bir şeyler için yaşanılabilir kıl bu hayatı, öfkeni bile kaybedersen başka körükleyecek bir alev yoktur içinde, tüm bedeninde, duygularında.
Edebiyat
Benim yeni vizyonum bir asidir, kendi orijinal benliğini, kendi orijinal özünü arayan bir insandır. Tüm maskeleri, tüm gösterişini, tüm iki yüzlülüklerini bırakmaya ve dünyaya gerçekte ne olduğunu göstermeye hazır olan bir insan. Onun sevilmesi ya da eleştirilmesi, saygı duyulması, onurlandırılması ya da aşağılanması, taçlandırılması ya da çarmıha gerilmesinin bir önemi yoktur ; Çünkü kendin olmak varoluştaki en büyük rahmettir.
Edebiyat
Sonsuz değildir nefes. Parıldayan yıldızlar altında geçirdiğin o güzel geceyi bir anda unutuverirsin, yaşadığın her şeyi hiçe sayarsın belki de, çünkü gelecek veya geçmiş yok olur. Nedeni nedir? Cevaplayamacağım her soruya bu kadar tutkulu yaklaşmam gibi bir hiç mi? Her şeyi bilemezsin, acını yaşa ve öl. Zalimlik, katil ve menfur olan zamana tabidir.
Edebiyat