Kitap konu olarak çok başka bir geleceği ele alıyor. Evet distopya ama bugüne kadar okuduklarım gibi değil. Bilmeyenler için kısaca anlatacağım. Dünya üzerindeki tüm hayvanlara bir virüs bulaşıyor. Artık hayvan eti tükenmek mümkün değil. Bir kedinin sizi tırmalaması bile sizi öldürebilir. Sonuç olarak insanlık olarak tüm hayvanları nerde olursa öldürüyoruz. Ama durum şu ki protein için et yemek lazım ve hayvan yiyemiyorsak ne yapacağız? Evet dünyada yamyamlık başlıyor ve bu ilk başta anormal gibi görünse de sonradan meşrulaşıyor ve sadece yenmek için insanlar üretiliyor. Yani insan çiftliği kuruluyor. Bu kitabı da bunu duyunca aldım açıkçası çünkü ''nasıl yaaa?'' Dedim.
Kitabı okurken şunu düşündüm insan olmak ne? İnsanlığın sınırı ne? Sadece düşünebildiğimiz için tüm canlılardan üstün olduğumuzu iddia ediyoruz. Yaptığımız her kötü ya da iyi şeyi zaten dünya bizim için yaratıldı diyerek savunuyoruz. Ve sonra insan olan ama sadece insan çiftliklerinde üretildikleri için insan demediğimiz insanları mı yiyoruz?
Bugün suç dediğimiz şeyler yarın yasal olabilir. Kapitalizm size farklı bir isimle satarsa bugün iğrenç olan bir şeyi yarın alabilirsiniz. İşte kitap tam olarak bunu eleştiriyor. Kapitalizmi, tüketim çılgınlığını, sorgulamamayı, KABULLENMEYİ.
Bugün aldığımız birçok ürünün arkasındaki gerçeği çoğu zaman bilerek almaya devam ediyoruz. Hayvanlara yapılan işkenceyi, yoksul ülkelerde üç kuruşa çalışan çocukları, yaptığı ürünün tadını bilmeyen ürettiği şeyi hiç giyemeyecek olan insanları biliyoruz ve bunu kabulleniyoruz. İşte kitap bize bizi sorgulatıyor böylece.
Yarın böyle bir dünya gerçekten var olsa çıkacak onca kaostan ve yapılacak onca eylemden sonra kaç kişi bunu kabullenmeyecek? En kabul etmez sandıklarımız bile edecek diyor kitabın akışında da bunu görüyoruz.
Ey aştığım amansız denizler, sarp dağlar
Ey başka dil konuşan yüzlerce şehir
Benim için lanetliydi hep yollar
Aranızdan geçerken gördüğüm hoş manzaralar