Paris'te en sevdiğim hocalardan biri bir Türk olan Adnan beydi. Modern Türkiye'nin ilk büyük kadın yazarı Halide Edip'in kocasıydı. Adnan bey Türk devriminde önemli bir rol oynamıştı fakat daha sonra Atatürk'ün gözünden düşüp sürgüne gitmek zorunda kalmıştı. O zamanlar Türklerin soyadları yoktu. Batıda o Adnan bey olarak bilinirdi. Türkiye'ye döndüklerinde bir soyadı almaları gerekti ve Adnan'da "Onun bir adı var" anlamına gelen "Adıvar"ı tercih etti.
Hocam Gibb'e İsmailileri çalışmak istediğimi anlattığımda bana bu konu üzerine bir teze danışmanlık yapacak ehliyete sahip olmadığını söyledi. Ona minnettar olmam gerekiyor çünkü profesörler için ben bunu yapmaya ehil hissetmiyorum başkası ile çalışırsan daha iyi olur demek o zamanlar pek de alışıldık bir şey değildi.
İbranice öğrendikten sonra birçok şiir ve yazı çevirdim. Ve İngilizce İbrani İncilinin çok bilinen bölümlerinden yani on emirden yapılan yanlışlara örnek vermeme izin verin.
"Öldürmeyeceksin" emrindeki öldürmek şeklinde tercüme edilen kelime aslıda öldürmek değil daha belirli ve sınırlı bir anlamı olan Cinayet işlemek fiilidir. Yani cinayet işlemeyeceksin.
On emirdeki diğer yanlış çeviri. "Zina yapmayacaksın" kısmıdır. İngilizcede zina evli bir kişi ile karısı veya kocası olmayan bir başka kişinin arasındaki cinsel ilişki anlamına gelir. Fakat İbranicedeki na'af eşcinsellik ve mastürbasyonu da kapsayan tüm cinsel suçların yasak oluşunu ifade eden daha geniş bir terimdir.
Çok erken yaşta önemli bir keşif yaptım. Kitap okumanın zevki, eğer kişi onun gerçek sahibiyse isteğe bağlı olarak büyük oranda arttırılabilir ve tazelenebilir. Okurken herhangi bir paragrafı beğendiğinizde, ne zaman dönerseniz dönün onun - aynı kelimelerin, aynı satırların- her zaman orada olacağını bilmenin rahatlığını yaşarsınız. Ve hatta kitabı fiilen okumadığınız zamanlarda, ona kitaplıkta bakmak bile güzel ve değerli bir nesneye sahip olmanın zevkini anımsatır.