Erkekle kadın başbaşayken, erkekte kadının çocuksu ağzını öpmek için yenilmez bir arzu uyandıran şeyin çoğu zaman kadının söylediği safça, hattâ budalaca bir tümce olduğunu, kadının da erkeği en çok onu en ciddi, en sarsılmaz biçimde mantıklı olduğu sırada sevdiğini kim söylemişti?
İçimde birbiriyle bu denli çelişen iki yaratığı nasıl barındırabildiğimi anlamakta güçlük çekiyorum bugün. İki ayrı düzlem üzerinde yaşıyor, birbirleriyle hiç karşılaşmıyorlardı.
Erkeklerin beğenileri, yaşamlarından gelip geçmiş kadınların bulanık, birbirine karışmış imgelerini sakladığı gibi, kadınların kafası da kendilerini sevmiş erkeklerin birbiri ardına getirdiği tortulardan oluşmuştur.
Yüzeydeki annemin babamın Philippe'iydi, beylik birkaç Marcenat özelliğinden, birkaç zayıf dirençten oluşmuş, basit bir yaratıktı; sonra Denise Aubry'nin Philippe'i geliyordu, şehvetli, zaman zaman sevecen, tepkilerinde kabaydı; sonra Bertrand'ın Philippe'i geliyordu, gözüpek, duygulu;sonra Halff'ın Philippe'i, açık, sert. Bunun aşağısında bir başka Philippe daha olduğunu da biliyordum, bütün saydıklarımdan daha gerçekti, kendisiyle birleşebilsem, yalnız o mutluluğa eriştirebilirdi beni, ama onu tanımaya çalıştığım bile yoktu.
Böyle bir varlık gerçekten olsaydı; zayıflıklarımız kararlarımıza, derinliklerimiz sınamalarımıza üstün gelseydi, o zaman hala düşünmeyi sürdürmek beyhude olmaz mıydı? Madem ki zorluklarımız hallolmuş sorunlarımız askıya alınmış ve büyük korkularımız yatıştırılmış... Fazla kolay olurdu bu.